İlginç Bilgiler

Psişik Yetenekler | Ruhlarla İletişim Kurmak Mümkün mü?


Ocak 11, 2023 / 572 Görüntüleme / 0 Yorum

Bir yaratıcıya inanıyor musunuz? Ya metafiziğe? Sizleri görünmeyen aleme doğru kısa bir yolculuğa çıkaracağız. Ruhani boyut ile ilgili bir yazı isteğinizi önemseyerek metafizik aleme meraklı olanların dikkatini çekecek bir araştırma yaptık. Az sonra anlatacaklarımız deneyim, duyum ve araştırmalarımızın harmanlaması olacak. Bu yazıyı okuduktan sonra bakış açınızı büyük bir ölçüde değiştirebilir, belki kendinizde de bir psişik yeteneğin olduğunu keşfedebilirsiniz. Kahveleriniz hazırsa başlayalım...

Ruhun varlığı, 5. boyut, ölümden sonra yaşam, psişik yetenekler ve ruhlarla iletişimin mümkün olup olmadığı konusuyla birlikte birbiriyle bağlantılı 5 ana başlık üzerinden yazımızı sürdüreceğiz.

Yazının başında sorduğum iki soru; Yaratıcının ve metafiziğin varlığına olan inancınızdı. Çünkü bu iki soru birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Eğer bir yaratıcıya inanıyorsanız mutlaka 5. boyuta da inanıyorsunuzdur. 

5. BOYUT

5. Boyut dini öğretilere göre bir nevi ruhların olduğu evrendir yani gözlerimizle gördüğümüz insanların, bitkilerin ve hayvanların dışında ruhların, cinlerin ve meleklerin bulunduğu bir boyuttur. Buna ruhsal veya astral boyutta denilebiliyor. Fizikte üç uzay boyutu ve bir de zaman boyutu kabul gören normdur. Bilim; laboratuvar ortamında ölçümlenebilen, test edilebilen yani kısacası gözlemlenebilen olguların var olduğunu kabul eder ve gözlemleri yahut hesaplamaları doğrultusunda işleyiş sürecini anlatmaya çalışır. Fakat bir şeyi göremiyor olmamız veya laboratuvar ortamında ölçemiyor olmamız o şeyin var olmadığı anlamına gelmez. Ki biz zamanın ötesinde bir varlık veya ortamdan bahsediyorsak bunu ispatlamamız zaten imkanlarımızın dışında oluyor. İspatlayamadığımız için de sanki olmadığını ispatlamışçasına o şeyin var olmadığını söylemekte bilim dışı olur. 

Anne karnındaki bir bebeğe göre anne karnı kocaman ve çok huzurlu bir dünya. Anne karnındaki bir bebeğe dışarıda bulunduğu ortamdan daha güzel, daha farklı daha büyük başka bir ortamın olduğunu söylediğimizi hayal edelim. Anne karnının dışı da deneyimlemeyen bir bebek için bilinmez değil midir? İşte bazılarımızın da 5. boyut konusunu bilimin açıklayamaması nedeniyle kesin yargılarla katı bir şekilde reddetmesi, olmadığını ispatlamaz. Çünkü bizim boyutumuzun dışında olan bir ortamı kendi boyutumuzun kuralları ve olgularıyla tasarladığımız sınırlı imkanlarla ispatlamak imkânsız derecesindedir. Peki bilim dahilinde 5. boyutu ispatlamaya çalışan bilim insanları olmuş mudur? 

RUHUN AĞIRLIĞI DENEYİ

'Ruhun Ağırlığı Var mıdır? Varsa Kaç Gramdır' Deneyi

Ruh terimi, çoğunlukla dini bağlamlarda kullanılmaktadır. Din ve felsefede, insan varlığının maddi olmayan tarafı ya da özü olarak tanımlan insan ruhunun kütleye sahip olduğu ve dolayısıyla tartılabileceği fikrine ilgi duyan Duncan MacDougall isimli bir doktor, 1907 yılında alışılmadık bir dizi deneme yaptı. Yaptığı bir deney ile ruhun ağırlığını ölçmeye çalıştı. Ölüm döşeğindeki hastaların ölümden önce, ölüm anında ve ölümden hemen sonraki ağırlıklarını karşılaştıran MacDougall, insanların ölümden sonra 21 gram kaybettiğini ölçtü. Nasıl yani? dediğinizi duyar gibiyim.

Dr. MacDougall, hassas ışın demeti seti ile donatılmış çok ince ölçümler yapan bir yatağın üzerine bir dizi ölümcül hastayı yatmaya ikna etti. MacDougall'ın ince ölçümler yapan yatağı, onsun (bir ons 28 gram) onda ikisine kadar (5,6 gram) duyarlı bir tartı yapabiliyordu. Dr. MacDougall ölmekte olan altı hastasını ölümden hemen önce, ölüm anında ve ölümden hemen sonra bu hassas tartı ile tarttı. Amacı, insanın ölmeden önceki ağırlığı ile ölümden sonraki ağırlığını ölçüp ‘‘bedeni terk eden ruhun’’ bir ağırlığı olup olmadığını belirlemek olan MacDougall, ilk hastasını ölümden önce tarttı. Ölümünden hemen sonra yaptığı ikinci tartıda ağırlığından 1 onsun dörtte üçü kadar kaybettiğini gördü. Bu durumda hastanın kaybettiği ağırlığın 21 gram olduğu ortaya çıktı. 

Bu ağırlık eksilmesinin, solunum sistemindeki havanın dışarı çıkması ya da terin buharlaşmasından kaynaklanmış olabilme ihtimalini de göz önünde bulunduran MacDougall, bu iki olguya bağlı ağırlık kaybını da ölçer. Fakat bu olguların vücutta oluşturacağı kayıp 0,4 gram oranında gerçekleşir. Ama MacDougall ölümle birlikte aniden 21 gram ağırlığın kaybolduğunu ölçmüştü. Yani MacDougall bu kaybın solunum sistemindeki hava nedeniyle gerçekleşme ihtimalini de gözlemlerine dayanarak reddetmiştir. MacDougall bu deneyi hayvanlarda da yapmak ister. Çünkü dini öğretilerde ruhun sadece tekrar diriliş yaşayacak ve hesap verecek olan irade sahibi insanlarda olduğu söylenir. Cennet veya cehenneme gitmeyecekleri için hayvanlarda ruhun olmadığına inanılır. Buna istinaden MacDougall’da bunu hayvanlarda denemek istemişti. 

Yaptığı deneyde 15 sağlıklı köpeği ya zehirleyip ya da başka bir şekilde ölüme terk edip ağırlıklarını ölçtü ve bunlarda herhangi bir ağırlık kaybı yaşanmadığını belirtti. Deney sonuçları “American Medicine” dergisinin Nisan 1907 sayısında yayımlandı. 

MacDougall’ın yaptığı bu ruh ağırlığı deneyleri bilim dünyasında çok farklı tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazıları bu deneylerin çok önemli bilimsel gelişmeleri de beraberinde getirdiğini savunurken, bazıları da bu deneyleri çok saçma buldu. Deneyler bilim dünyasında tam anlamıyla kabul görmemesine rağmen o günden bu yana bazı bilim insanları hala 21 gramı ruh ağırlığı olarak kabul etmektedir.

Ruh bizim boyutumuzdaki kurallardan ve ölçütlerden münezzeh ise ölçümlenebilir bir şey de olmayabilir. Dolayısıyla MacDougall’ın deneylerinde ölçülen 21 gram başka bir şeyi ifade ediyor da olabilir. Yani ruhun bizim boyutumuzun kütlesel ölçülerine uygun bir ağırlığının olup olmadığını bilemeyeceğiz. Fakat boyutsal farkları idrak edemeyen bazı bilim insanlarınca ruhu bizim ölçütlerimizle ispatlamak için birçok deney yapıldı. Mesela Almanya’da gerçekleştirilen bir başka deneyde ölümüne az kalmış olan bir adamı şeffaf bir camdan yapılmış kutuya koydular. Kutu tamamen mühürlendi. Materyalist bakış açısı ile düşünen bilim insanlarının amacı ruhu yakalamaktı. Evet yanlış duymadınız. Ruh kişinin bedeninden çıktığında cam kutunun dışına çıkamayacak, böylelikle yakalanacaktı. Tabii ki adamın ölmesiyle birlikte cam kutudan hiçbir şey çıkmadı. Çünkü, ruh için madde bir engel oluşturmuyordu. Materyalist, yani her şeyin maddeden ibaret olduğuna inanan hiçbir metafiziksel kavramı kabul etmeyen bir bilim insanı için bu deney ruhun olmadığının en büyük kanıtıydı. Fakat ruhun varlığına inanan bilim insanları için bu ruhun bir ağırlığı olmadığı anlamını taşıyordu. Tıpkı bir ışık gibi. Işığın ağırlığı yok diye nasıl varlığını inkâr edemiyorsak ruhun varlığını da kendi belirlediğimiz ölçütlerde ölçmeye çalışıp sonucunda inkâr edemeyiz. Bu örnekteki gibi her şeyin ölçümü farklı ölçüm kuramları ile yapılır. Ruhun varlığını maalesef bilim ışığında ispatlayabilmek mümkün gözükmüyor. Belki de onu sadece kendi deneyimlerimizden yola çıkarak ölçebiliriz...

ÖLÜMDEN SONRA YAŞAM DENEYİMLERİ 

Ölümden sonra yaşam var mı? Yok mu? binlerce yıldır insanoğlunun üzerinde durduğu en büyük konu belki de budur. Ruhun varlığı ile birebir alakalı olduğu için ruhun ispatı adına bu deneyimleri incelememiz gerekir. Ölümden dönen insanların anlattığı deneyimleri illaki ya çevrenizden ya da internet üzerinde gerçekleşen sohbetlerden mutlaka duymuşsunuzdur. Bu deneyimlerde ortak anlatı hep beyaz bir ışığın görülmesi ve birilerinin onlara ‘’ henüz zamanın gelmedi, geri döneceksin’’ demesidir. Geçenlerde videosuna rast geldiğim güncel olarak ölüm ötesi deneyimi yaşayan milyonlarca insandan biri de yazar Esra Oflaz Güvenkaya’ydı. Esra hanım Bağdat Caddesi'nde yaşadığı trafik kazasından sonra ruhunun bedeninden çıktığını ve farklı bir boyutta yaşadığı olayları anlatıyordu.

Esra Oflaz deneyimini şu şekilde aktardı: ‘’ Bağdat caddesi’nde kaldırımda duruyoruz. Spor arabasını alıyor kaldırıma giriyor, bana çarpmasıyla havaya atıyor, o hızla ben tabi havalanıp kaldırımın üstüne patlıyorum. Bir karanlık oldu. Sonra bir anda kendimi ışığa doğru çekilirken gördüm, aşağıya baktım, kırılmış bebek gibi duruyordum ama hiç acı hissetmiyorum. Allah Allah dedim. Işığa doğru böyle çekilmem devam etti ve bir yere geldim orda. Ay ne kadar büyük bir mutluluk var burada dedim. Ne kadar büyük bir sevgi var. Büyük bir koşulsuz sevgi. Nasıl mutluyum ve o aşağıyı filan hiç görmüyorum artık. O büyük bir sevginin ortasında oturuyorum. Çok merhametli bir ses duydum. ‘’Senin zamanın dolmadı, sen geri dönmek zorundasın’’ Bak hala kalbim böyle sıkışıyor. Çünkü geri dönmek istemedim. Ben orada kalmak istiyorum. Muazzam bir mutluluğun içindeyim. Onu duymam tekrar o çekilme hızı, acı dolu bir bedene düştüm’’

Deneyimini bu şekilde anlatan Esra Oflaz’ın videosunun altına binlerce insan da kendilerinin yaşadıkları enteresan deneyimleri yorum olarak yazmıştı ve hemen hemen birçok noktanın birebir örtüşmesi, başka bir boyutun varlığını ve ölümden sonra yaşamı ispatlamaz mı sizce de? 

Diğer bir vakada, Prof. Dr. Gazi Özdemir’e ait.

İlkay Buharalı’ya 1999 yılında yaşadığı ölüm ötesi deneyimini aktaran Nöroloji uzmanı, Kuran araştırmacısı Prof. Dr. Gazi Özdemir de diğer boyutta yaşadığı deneyimleri anlattı.

1999 yılında eşiyle birlikte trafik kazası yaşadığını ve bu kazada eşinin vefat ettiğini vurgulayan Gazi Özdemir ‘’kazadan sonra ruhum tünelin içinden geçti Kalabalığın içinde eşimi gördüm, yaklaşmak istedim fakat ‘’şimdi değil, sen geri döneceksin’’ diyerek beni durdurdular. Bedenime döndüğümde anbulansın içindeydim. Oğluma annesini sordum bir şey diyemedi ama ben vefat ettiğini anlamıştım.’’ şeklinde yaşadığı deneyimi aktardı. Gazi Özdemir orada sevapların ve günahların ölçüldüğünü ve her insanın dünyadaki sınavları sonucu oluşan puanlarına göre iyi veya kötü bir mekana gönderildiğini de sözlerine ekledi. Yine binlerce kişi yaşadıkları aynı tarz deneyimleri yorumlarda anlattılar. Peki nerede ispatı? Bunun bir ispatı yok. Yani bizim aradığımız şekilde bir ispatı yok. Belki de biz ispatı farklı yollardan arıyoruzdur. Belki de yaratıcı büyük bir enerji olan ‘’inanç’’ ile kendisini kabul etmemizi istiyordur. Hem 5. boyut ispatlı bir olgu olsaydı inanmanın ve onun güçlü enerjisinin ne anlamı kalırdı değil mi? Belki de ispat içimizdedir. 

PSİŞİK YETENEKLER

Evet ruhun ispatı içimizde. Psişik yetenekleri olan bir insanlarla daha önce hiç karşılaştınız mı? Hiçbiri geçmişinizle ilgili sadece sizin bildiğiniz detayları yüzünüze söyledi mi? Eğer cevabınız evet ise o kişi muhtemelen epifiz bezi aktif, ruhani boyuta kapısı açık olan, Allah vergisi psişik yeteneklere sahip birisi.

Bazı insanların beyninde bulunan epifiz bezi aktiftir. Peki epifiz bezi nedir?

Epifiz Bezi

Kökeni antik dönemlere dayanan, geçmiş zamanlardan günümüze kadar hem bilimsel açıdan hem de efsanevi açıdan araştırılan epifiz bezi için modern felsefenin babası sayılan filozof Rene Descartes’in yorumu aslında bezin önemini özetler.

16. yüzyıl Fransız filozoflarından biri olan Rene Descartes insan ruhunun bu salgı bezinde yer aldığını iddia ediyordu ve epifiz bezini ‘Bütün düşüncelerimizin olduğu yer’, ‘Ruhun tahtı’, Canlı ve saf bir alev’ gibi cümlelerle tanımlamıştı.

Şekil olarak çam kozalağına benzediği için İngilizcede “pineal gland” olarak adlandırılan, hakkında çok fazla fikir ve teori üretilen epifiz bezi, ruh ile beden arasındaki bağlantıyı sağlayan bir noktadır. Bu bağlamda özellikle spiritüalizm ile ilgilenen insanlar için büyük bir öneme sahiptir.

Spiritüalizmde 3. göz olarak da bahsedilen epifiz bezi insanların yaşamlarında önemli bir etkiye sahip, beynin geometrik olarak tam orta kısmında, hipofiz bezinin arka kısmında bir oyuk içinde bulunan, bezelye tanesi büyüklüğünde küçük bir bezdir. Bu bezin insan vücudu ile ruhu birleştiren mistik bir organ olduğuna inanılmaktadır. Bu kendisi küçük işlevi büyük olan bez, gece ile gündüzün kontrolünü yapan, bedenimizin günlük ritminin düzenlenmesine yardımcı olan melatonin isimli hormonun salgılanmasını sağlar. Fakat epifiz bezi bedenin fiziksel dengesini kurmasının yanı sıra psişik olarak da bedenin durumunu kontrol eder. Çünkü epifiz bezi melatonin ve serotonin hormonlarının haricinde Ruh Molekülü olarak da adlandırılan DMT hormonunu da salgılar.

Peki biz epifiz bezimizi kullanabiliyor muyuz? Maalesef kullanamıyoruz. Epifiz bezi, yaratıcının bizlere kendisiyle daha derin yollarla iletişime geçebilmemiz için bahşetmiş olduğu bir özellik. Fakat günümüzde kullandığımız teknolojik ürünlerden tutun da tükettiğimiz yiyecek ve içeceklere kadar birçok etken epifiz bezlerimizi çalışmaz hale getirdi. Epifiz bezlerimiz birtakım gruplar tarafından aktif olması istenmedi ve bu bezlerimiz köreltildi. Peki neden? Yüzyıllardır dünyayı yöneten güçler bu bezin önemini çok iyi bildiklerinden, bu bilgiyi insanlara unutturmak ve bu bezin çalışmasını engellemek için ellerinden geleni yaptılar.

Epifiz bezinin aktif olması demek hissiyatları kuvvetli, sorgulayan, her önüne geleni kabul etmeyen insanlar demekti. Her önüne koyulanı kabul eden bir topluluk oluşturma planları yapan kötü güçlerin hizmetkarlarının bu durum işine gelmezdi. Hem teknolojik hem de tüketim yolu ile insanların yaratıcı ile olan içten temaslarını kesmek ve sorgusuz sualsiz insanlara sundukları düzene itaat edilmesini istediler. Çocukların zihni kötülükten uzak, saf ve tertemizdir. Onlara sundukları çizgi filmlerde bile 25. Kare teknikleri ile bilinçaltlarına subliminal yerleştirip epifiz bezlerini köreltmeye yönelik eylemler gerçekleştiriyorlar. Peki epifiz bezlerimizi olabildiğince korumak veya körelen epifiz bezlerimizi olabildiğince açabilmek için ne yapmalıyız?  Önce florürden uzak durmamız gerekiyor. Florür, epifiz bezinin kireçlenmesine ve işlevini tamamen yitirmesine yol açar. Normalde kulak memesi yumuşaklığında olan bez, florür yüzünden kemik gibi olur.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi ve Sovyet bilim insanları, kamptaki esirlerin su ve yemeklerine florür koyarak günden güne nasıl da itaatkâr olduklarını, kaçmayı ya da isyan etmeyi bile düşünmeyen bireylere dönüştüklerini hayretler içinde not etmişlerdir.

Özellikle diş macunlarına yerleştirilen sodyum florürden bahsetmek istiyorum. Günümüzde kullanılan diş macunlarının içinde sayısız kimyasal maddeler mevcut. Bu yüzden bezin en büyük düşmanı her gün kullandığımız diş macunlarının içinde bulunan sodyum florürdür.

Sodyum florür içeren diş macunları epifiz bezinin düşmanıdır. 

Özellikle küçük çocuklar ağızlarını iyi çalkalamadıkları için bu maddelerin önemli kısımlarını yutuyorlar ya da madde dil ve ağız mukozasından vücutlarına geçiyor. O yüzden önce her gün kullanılan bir ürün olduğu için özellikle çocuklarımızın diş macunlarını değiştirmemiz gerekiyor. İnternette basit bir araştırma yaparsanız florür içermeyen diş macunlarını bulabilirsiniz. Benim de yıllardır kullandığım bir diş macunu var eğer bulmakta zorluk yaşarsanız tavsiye olarak söyleyebilirim. 

Sonrasında yine çocuklarımızı özellikle büyüme çağlarında teknolojiden olabildiğince uzak tutmamız gerekiyor. Onları daha çok doğa ile temas ettirmemiz gerekiyor. Eski zamanlarda insanlar teknolojiden ve hava kirliliğinden uzak doğal bir yaşam içindeydiler. Bu sebepten ötürü de eski zamanlarda epifiz bezi aktif olan daha fazla kişi mevcuttu. Büyücüler, kahinler vs tabi bunu iyiye de kötüye de kullanmak mümkün. Bundan da bahsedeceğim. 

Kutsal kitaplarda bahsedilen peygamberler de ruhani yönden açıktı. Epifiz bezlerini tam anlamıyla kontrol edebildikleri için 5. boyutla temasları yüksekti. Peygamberler ve kadim öğretmenler bu bezin önemini çok iyi bildiklerinden özel bir önem vermişlerdir. Hz. İsa'nın " Gerçek ışığı görebilmek için karanlıkta oturmalısınız" sözü ve Kur-an'ın ve Hz. Muhammed'in (S.A.V) özellikle gece namazlarına verdikleri önemin sebebi, epifiz bezinin salgıladığı en önemli hormon olan DMT'nin karanlıkta daha yoğun salgılanıyor olmasıdır. Ortamda ışık var ise epifiz bezi devreye girmiyor. Epifiz bezi, karanlık ortamda çalışıyor ve DMT salgılamaya başlıyor. Ayriyeten vücut aç kaldığında ve hamilelik döneminde de bu hormonun yani DMT’nin yoğun olarak salgılandığı gözlenmiştir. (DMT salgılaması doğum ve ölüm anlarında artar. Doğum sırasında hem annenin hem de bebeğin DMT salgılaması artar)

Dinen önemli öğretilerden biri olan oruç tutmanın da neden önemli olduğunu ve annelik içgüdüsünün neden bu kadar güçlü olduğunu siz takdir edersiniz artık. Deniz seviyesinden yukarılarda da epifiz aktif duruma gelmektedir ve asırlar boyunca bütün mabet ve manastırların yüksek yerlere yapılmasının sebebi budur. Eğer epifiz bezlerimizi aktif edebilirsek yaratıcı bilince, koşulsuz sevgi ve birlik haline tam anlamıyla bağlanabiliriz. Astral seyahat ile evren ve boyut değiştirmekten tutun da zaman yolculuğuna kadar şu anki bilgimizle bize imkânsız gelen birçok spiritüel yeteneğe erişme imkanına nail olabiliriz. 5. boyut varlıkları ile iletişime geçebilir, ihtiyacımız olan bilgileri rehberlik yolu ile alabiliriz. İşte günümüzde teknolojiden ve bazı ürünlerden uzak yetişmiş olan bazı insanların epifiz bezleri aktif olduğu için bazı psişik yeteneklere sahip olabilirler. Tabi bu yeteneklere erişmek için sadece doğal yaşamak teknolojiden ve bazı ürünlerden uzak durmanız yetmez. Bu sizin içinize yaratıcı tarafından kodlanır. Eğer parapsikolojiye siz de bu kadar meraklı ve hevesliyseniz belki de sizde de bu yetenekler açığa çıkmayı bekliyor olabilir. İşte o yeteneklerden bazıları...

#1 Durugörü

"Durugörü (clairvoyance), canlı ve cansız nesnelerin ve olayların, beş duyunun yardımı olmadan (paranormal olarak) algılanmasına verilen addır."

"Durugörü, kişide objektif veya sübjektif vizyonlar ya da imaj duyumları tarzında belirebilir. Durugörü fenomenine, hipnoz, doğal uyku, uyku-uyanıklık arası, izolman, vecd, trans gibi parapsikoloji’de 'değişik şuur halleri' adı altında incelenen degajman hallerinde daha sık rastlanır."

"Durugörü fenomen ve yetenekleri metapsişikçiler ve parapsikologlarca çeşitli sınıflara ayrılarak incelenir. Metapsişikçiler durugörü yeteneklerini başlıca şu sınıflara ayırırlar:

  • Gizligörü (lüsidite): Gözler kapalıyken çevreyi görebilme.
  • Kritoskopi: Saydam olmayan cisimlerin ardını görebilme.
  • Alteroskopi (alloskopi): Kişinin başkalarının bedenlerindeki iç organları, bunların işleyişlerini, auraları görebilmesi ve bu sayede bedensel rahatsızlıkları saptayabilmesi. Bu yetenek kişinin kendi bedeni için söz konusu olduğunda yeteneğe otoskopi adı verilir.
  • Teleoptik: Kişinin beş duyusuyla algılayamayacağı uzaklıktaki ya da kapalı bir ortamdaki olay, nesne ve canlıları algılayabilmesi. "Bu yeteneğin bir çeşidine coğrafi ya da gezici durugörü (remote viewing) adı verilir. Gezici durugörü medyumları içinde en ünlüsü olan ABD’li Ingo Swann’ın bu yeteneğini kullanabilmesi için kendisine yerkürenin herhangi bir yerinin enlem ve boylam koordinatlarının verilmesi yeterliydi. ABD’nin soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı Swann’ın bu paranormal yeteneğinden yararlanmış olduğu ileri sürülür."

Hatta Piri Reisin’de astral seyahat veya duru görü yeteneğiyle dünya haritasını çizdiği iddia edilir.

Çünkü Piri Reis’in çizdiği ilk dünya haritası kabul edilen haritada henüz keşfi yapılmamış bölgeler yer almaktadır. 

İslam peygamberi Hz. Muhammed’in de vahiy ışığında durugörüye örnek olayları vardır. Çünkü anlatılara göre Hz. Muhammed bulunduğu yerden kilometrelerce uzaklarda olanları görebiliyordu. Örneğin, Arabistan’dayken 700 mil ötede ölen Habeş kralını öldüğü anda görmüştü. Sonra yanındakilere dönerek, ‘’Kardeşiniz için dua edin’’ demişti. Çünkü bu kralın Müslüman mültecilerine çok iyiliği dokunmuştu. Aylar sonra Arabistan'a gelen Habeşler de Hz. Muhammed’in belirttiği ölüm tarihini doğrulamışlardı. Keza, askerî bir göreve gönderdiği, ashabından Cafer ve Zaid’in de ölüm haberleri gelmeden, öldüklerini söylemişti. 

#2 Duruişiti

Durugörüde alınan bilgi ve semboller nasıl görselse, duruişiti de alınan ruhsal bilgi de işitseldir. Bu yeti gelişmeye başladığında önce kulakta çınlamalar olmakta sonra uğuldamalar artmakta ve ardından sesler duyulmaktadır. Bu yetinin gelişmesiyle uzaktan sesler alınabilmekte, rehber varlıklar duyulabilmektedir. Pek yaygın olmayan bu yeti özellikle işitsel yönü kuvvetli insanlarda mevcuttur. Ayrıca normal kulakların duyamadığı frekanstaki bazı varlıkların seslerini bu yolla duymak mümkündür. Kulak çakralarıyla bağlantısı vardır.

#3 Durubiliş

Durubiliş, ani alınan bilgilerdir. Durugörü ve duruişiti de görsel ve işitsel olarak alınan bilgiler, durubilişte aniden bilgi şeklinde alınmaktadır. Bunu yapan kişilerin genel tabirleri şudur “Nasıl bilmiyorum ama sadece biliyorum.” Bu da duruişiti gibi pek yaygın olmamakla beraber özellikle zihinsel kişilerde sık olmaktadır. Bazı yazılan önemli ve değerli eserlerin rehber varlıklar aracılığıyla bu yolla yazıldığı öne sürülmektedir. Taç çakrayla bağlantısı vardır.

#4 Durusezi

Halk arasında kalp gözü diye tabir edilir. Olacak bir olayı ya da olmuş olanı hissetmektir. Kişi nedenini bilmediği şeyleri hissetmeye başlar. Bazen bu hisler aniden beliren duygular şeklindedir. Bu seziler diğerlerine göre daha yaygındır. Kalp çakrasıyla bağlantısı vardır.

#5 Otomatik Yazma

Bu özellikte kişi ruhani bir varlığa kalem aracılığı ile aktarıcılık yapar. Kişinin elindeki kalem ruhani varlık tarafından yönetilir ve kâğıda varlığa ait sözler dökülür.

#6 Astral seyahat

Astral Seyahat

Astral seyahat, ruhun bedenden ayrılıp astral düzlemde yolculuk etmesidir. Yapılan astral seyahat denemelerinde ruh ile beden arasında gümüş renginde veya ışık şeklinde kordon gözlemlenmiştir. Bu şekilde bedene bağla bağlı olan ruhun astral düzlemde yolculuk etmesini konu edinen bir fenomendir. Kimisinin iddiasına göre yolculuk eden ruh değil, o sırada oluşturduğumuz enerji bedene bilincimizin yerleşmesidir. Haliyle bu bir tür bilinç yolculuğudur diyenler de vardır.

#7 Psişik şifacılık ve cerrahi 

Normalin ötesindeki şifa teknikleri ve cerrahi yöntemleri de parapsikolojinin ilgi alanı içerisine girmektedir. Bazı vakalarda normal ötesi cerrahi operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Bunlar hiç yara izi olmadan rehber varlıklar yardımıyla yapılan cerrahilerdir.

Onun yanı sıra reiki ya da kişinin kendi enerjisiyle yaptığı şifa süreci de bu ilgili alanına girmektedir. Parapsikolojide, şifa enerjisini ölçen aletler yapılmıştır, böylelikle gerçek şifacılar ile sahte şifacıları ayırt edebilmektedir.

#8 Telekinezi (Psikokinezi)

Telekinezi, parapsikoloji bilim dalının incelediği önemli bir psişik güçtür. Telekinezi, düşünce gücünü yoğunlaştırarak canlı veya cansız maddeler üzerinde etkiler yapabilme gücüne denir. Kelime anlamı olarak, tele; “uzak, uzaktan” anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür. Kinezi ise “hareket” demektir. Yani kelime anlamı olarak “uzaktan hareket” anlamını gelir.

 Nina Kuligina - Telekinezi uygularken

1926 doğumlu ve bir Rus olan Nina Kuligina (Nelya Mikhailova) telekinezi yeteneği ile parapsikoloji tarihine girmiş insanlardan biridir. Sovyetler tarafından yetenekleri keşfedildikten sonra incelemeye alınmış ve çeşitli deneyler belgelenmiştir. Deneylerde özellikli farklı nesneler, kapalı kaplar kullanılarak magnetik ve dış etkilerin (nefes) ortadan kaldırılması sağlanmıştır.

7 Nisan 1968 tarihli Moscow Komsomolets gazetesinin Psi Fenomeni başlıklı yazısında, Sovyetlerin ünlü psikokinezi medyumu Bayan Mikhailova’nın ve belki de tüm psikokinezi medyumlarının gerçekleştirdikleri en enteresan deney anlatılmaktadır, bu deney, bilim adamları tarafından filme alınmıştır.

Bilim adamları Bn. Mikhailova’nın iki metre kadar ötesinde duran bir cam akvaryumun içerisindeki tuzlu eriyiğin içerisine çiğ bir yumurta kırmışlardı ve Bn. Mikhailova, kameraların ve tanıkların önünde bu yumurtanın beyazını sarısından ayırmış, daha sonra da tekrar bir araya getirmişti. Bu deney literatürlere, o zamana dek yapılmış en enteresan deney olarak geçti.

Ünlü bir Sufi olan Mevlana’nın kapıları telekineziyle açtığı ve Sema ayini yaparken tüm mumları telekinezi gücüyle söndürüp, yaktığı bilinmektedir.

Mevlana gibi bir çok Sufi inisiyesinin telekinezi yapabilme yeteneği vardır. Ama çoğu bu yeteneklerini halk arasında sergilemez. İnisiyeyi az sonra açıklayacağım.

#9 Levitasyon

Havada Duran bir Hintli 

Levitasyon yine düşünce gücüyle fiziki bir etki olmaksızın nesneleri hafifletip havaya uçurma ve havada durdurma gücüne verilen isimdir.

Levitasyon konusunda da Mevlâna karşımıza çıkmaktadır. Anlatılara göre Mevlana’nın Şam yolculuğu sırasında kafile, Sis İli yakınlarında içinde 40 münzevi rahibin yaşadığı bir mağarada konuklarlar. Yoğun olarak majik çalışmalarla uğraşan rahipler, kendilerine konuk gelenlere bir gösteri yapmak isterler.

Daire şeklinde bir araya gelerek önce yoğun bir şekilde konsantre olurlar ve tam ortalarına oturttukları bir çocuğu levite ederler. Çocuk belli bir yüksekliğe kadar çıkarak havada asılı durmaya başlar. Rahipler bir süre sonra bu levitasyon olayına bir son vererek, çocuğu tekrar aşağıya indirmek isterlerse de bunda bir türlü başarılı olamazlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar çocuk havada kımıldamadan durmaktadır. Bu arada çocuk Mevlana’yı göstererek, aşağıya inmesine engel olan kişinin o olduğunu söyler. Rahipler bu olayın Mevlana’dan kaynaklandığını anlayınca çocuğu yere indirmesini rica ederler. Bunun üzerine Mevlâna çocuğu yere indirir.

#10 Işınlanma (Tayyi Mekan)

Şimdi geldik en zor olanına. Bu alan parapsikolojide en az incelenen alanlardan biridir. Çünkü bu alanla ilgili bilgi oldukça sınırlıdır. Eski Osmanlıda “tayyi mekan” ismi verilen bir yetidir. Tayyi mekan üç sınıfa ayrılır. Birincisi astral düzlemde yapılan ruh tayyi mekânı, ikincisi mekanlar arasında yapılan fizik tayyi mekânı, üçüncüsü ise rüyalar aleminde yapıldığı söylenen nefs tayyi mekânı.

Birçok ermişin tayyi mekân yaptığı bilinmektedir. Bu yetinin üst düzey yeti olduğu, ermişlerin madde ötesine geçebildiği bilinmektedir. Bu yüzden tayyi mekân yapan kişi sayısı oldukça azdır.

Fiziksel tayyi mekânın var olduğu söylense de bilim hala buna tam açıklık getirememiştir. Akla en uygun olanı boyutsal yolculuktur. Tasavvufta bahsedilen kerametlerden olan fiziksel tayyi mekânda mesafeler dürülür ve zaman kısalır.

Bu sebepten ötürü iddialara göre ermiş diye tabir edilen kimseler bedenlerini 5. boyuta çıkararak, mekân ve zamanı kısaltmakta, böylelikle ışınlanmayı gerçekleştirebilmektedir. Boyutlarda üstlere çıkıldıkça zaman ve mekânı daha da kısaltmak mümkün hale gelmektedir.

Evet, şimdi gelelim en önemli noktaya. Peki eğer böyle yeteneklerimiz varsa bunu tek başımıza yükseltebilir miyiz? Bu yetenekler kolay bir şekilde mi kazanılır? Rehber bir varlığa bağlı olmadan yürütülebilinir mi? Önce sizlere inisiye kavramını açıklamam lazım. Sonra kafanızda bazı şeyler oturacaktır. 

İnisiyasyon

İnisiyasyon (Süluk) ya da kılavuzluk kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metotlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. Yani daha anlaşılır bir dilde açıklamam gerekirse, kişinin bir üstad tarafından eğitilip yüksek frekanslara ulaşmasını sağlayan bir eğitim metodudur. Fakat bu üstad genellikle bir insan olmaz. Evet yanlış duymadınız. İnisiyasyon’da kişiye eğitim amaçlı gelen zât genellikle görevli rehber ruhlardan biri olur.

Ölüm ötesi deneyimini aktaran Prof. Dr. Gazi Özdemir de söyleşisinde bu görevli ruhlardan bahsetmişti. İnisiyasyon inancına göre dünyada insani olarak görevlerinde en üst seviyelere ulaşmış örnek zatlar misyonunu tamamlamak amacıyla Allah tarafından eğitilmesine nail olunmuş kimselere gönderilir. Amaç o kimsenin yeteneğinin gelişmesi ve bu bağlamda yaratıcının istemediği davranışlardan uzak tutularak en yüksek tekâmül seviyesine çıkartılarak ebediyete hazırlanmasıdır. Bu süreçte de inisiye kişi aracılığı ile birçok insanın hayatına dokunmak, onlara hayatlarında yaşadıkları olayların anlamlarını açıklayıp bazı sınavlara tabi tutmak İnisiye anlayışında yaşandığı söylenen durumlardır. 

Katı ve disiplinli bir üstat tarafından ders alan inisiye kişi kendisine bahşedilen spiritüel yeteneğini üstadın kontrolü altında geliştirir. Aksi taktirde böyle özel yetenekler kişiye ağır gelebileceğinden ötürü ya kaldıramaz ya da kötüye kullanıp hayatını mahvedebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta kişiye gelen varlığın iyi mi yoksa kötü mü olduğunun test edilmesi gerekir. İlk aşamada zaten gelen zât kendisini ispatlayacaktır. Size bu bağlamda kendisini test etmeniz için fırsat sunacaktır. Sonraki aşama zaten zaat tarafından sizin testlere tutulmanız olacaktır. Evet bu yetenekler size verilmiş olabilir ama yine de kaldırıp kaldıramayacağınız, hak edip hak etmeyeceğiniz sizin davranışlarınıza bağlıdır. Sonuç olarak Allah’ın bizlere verdiği zekayı da iyiye de kötüye de kullanmak bizim irademize bağlı bir durumdur. Bu yola giren birçok kişi zorluğundan daha en başında yoldan çıkar ve başarıya ulaşamaz. Üstatlar ise yüzlerce kişinin arasından en yüksek iradeye sahip olanlardır. Onların bilgisi ve yüceliğine layık olmak çok zordur. 

İnisiye olmuş bir kişi bulamazsınız çünkü İnisiye olanlar size bunu söylemezler. Onlar için bilgi gizli kalmalıdır ve hakikat yalnızca onu hak eden kimselere gösterilir. İnisiyede süreç çok çetindir. Üstatlar tarafından nefse ağır gelen şeyler söylenebilir. Üşengeçliğiniz, cömertliğiniz, Allah’a olan teslimiyetiniz ölçülebilir ve kötü olan özelliklerinizin törpülenmesi için felaket olaylar başınıza gelebilir. Yani kısacası zor bir eğitim sistemidir. 

Peki kolay yöntem ile özel bir yeteneğe sahip olmak mümkün değil mi? Şunu unutmayın ki kolay kazanılan şeyler değerini bilemediğimiz için çabuk kaybedilir. Evet kolay bir şekilde kazanabilmek de mümkündür ancak bu iyi varlıklar tarafından değil, kötü varlıklar aracılığı ile olabilir. Eğer bu tür şeylere merak salıp yanlış bir davette bulunursanız tehlikeli varlıkların esiri olabilirsiniz. Dini öğretilerde cinni olarak aktarılan varlıkların kötülerine denk gelebilirsiniz. Fakat bu süreçte sandığınız kadar kolay olmaz; çünkü size bu doğrultuda yardımcı olmak için sizden bir şeyler isterler veya alırlar. Bu konuya derinlemesine girmeye lüzum yok, sadece bir şeyin en kolay yapılan şeklinin tehlike içerebileceğini unutmamak lazım. Kötü varlıklar aracılığında medyumluk yapıp kısa vadede kazançlı olduğunu zannedip uzun vadede hayatı mahvolan insanlar tanımaktayım. O yüzden çok dikkatli olmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Yeteneklerinizi açma adına yanlışlıkla kötü güçlerin esiri olabilirsiniz. Bu yetenek size ya kendi hayatınızdaki bazı zor dönemleri atlatabilmeniz için bir lütuf olarak verilebilir yahut iyiye veya kötüye kullanıp kullanmayacağınızı test etmek adına bir sınav olarak verilir. Eğer işi, ihtiyacı olan insanların hayatlarına gönüllü olarak yardımcı olmak yerine para kazanma hırsıyla tüm dinlerce yasaklanan falcılığa götürürseniz kötü varlıkların esiri olmamanız içten bile değildir.

Peki gerçekten ruhlarla iletişim mümkün mü? Spiritüel bir yeteneğimiz olmadan da ölülerin seslerini duymamız mümkün mü?

Ouija tahtası

Öncelikle her ruh ile iletişim kurulamaz. Ouija tahtası gibi araçlarla yapılan ruh çağırma seanslarında gelen varlık her zaman cinni varlıklar olur. Çünkü büyük zatlar bu şekilde basit yöntemlerle davet edilemez. Zaten o zatlar davet edilmez. Eğer Allah isterse kendileri gelir. Bu sebepten ötürü birtakım araçlarla ruh çağırma ayinleri çok tehlikelidir. O anda ortamda bulunan varlığın odağına girebilir musallat diye adlandırılan tehlikeyi yaşayabilirsiniz. Yapışkan bir varlığın musallatına uğramak yine tehlike ihtimallerinden en iyisi. Büyük bir kabile tarafından mimlenmek çok daha kötüsüdür. 5. boyut varlıklardan birinin size âşık olması da cabası. Böyle bir durum yaşanırsa hayatınız mahvolabilir. Örneğin ne kadar duygusal ilişkiniz olursa olsun ilişkinizdeki kişilerden sizi soğuturlar ve evliliğinize engel olmaya çalışırlar. Bu şekilde birçok vakaya şahit olan bir kişi olarak bu meraklardan uzak durmanızı tavsiye ediyorum sadece. Tabi şu an 5. boyutun en tehlikeli olan varlıklarından konuşuyoruz. Cin vakaları biraz derin, o yüzden özet olarak tehlikeli yanlarından bahsetmiş olduk. 

Elektronik Ses Fenomeni (EVP)

Friedrich Juergenson

Gelelim ikinci sorumuzun cevabına, bir yetenek mevcut olmadan da ölülerin seslerini duymamız mümkün mü? Evet, yani bazıları bunun mümkün olduğunu söylüyor. Peki nasıl? EVP diye adlandırılan cihazla. Açılımı Elektronik Ses Fenomeni olan EVP bazı kimselere göre ölülerin seslerini duymamızı sağlayan bir cihaz. Modern bir teknoloji sayesinde, herkesin bir ölünün sesini kaydedebilmesine olanak sunduğu iddia edilen cihaz ilk kez 1959 yılında İsveçli film yapımcısı Friedrich Juergenson teyp ile kaydettiği sesler sonucu ortaya atıldı. Letonya'da doğan sanatçı ve belgesel film yapımcısı olan Friedrich Jurgenson bir gece İsveç, Mölnbo'daki evinin yakınındaki bir ağaçlıktan kuş sesi kaydeder. Bu kaydı tekrar çalarken, Norveççe konuşan ve kuşların gece alışkanlıklarını tartışan bir adam sesinin farkına varır. Konunun göz alıcı tesadüfüne rağmen, Jurgenson nasıl kayıt cihazının normal bir radyo kaydettiğini düşünür. Fakat birkaç hafta sonra, başka bir kadın sesi yakaladığında sarsılır. Ses Sorar: 'Friedel, benim küçük Friedel'im, beni duyabiliyor musun?' Friedel, Jurgenson'un hayvanının ismidir ve annesinin sesini hemen fark eder. Annesi 4 sene önce ölmüştü. Şimdi öteki tarafla iletişim sağladığına ikna olmuştu, Jurgenson kaydetmeye devam etti. Farklı dillerde konuşan, yüzlerce bedenden ayrılmış ruhların seslerini yakaladı ki bunların içinde vefat eden bazı aile üyeleri ve arkadaşları da dahil olmak üzere onu cevaplamak için benlikleri ile Jurgenson'a gözüktüler.

Dr. Konstantin Raudi

1965'te bir başka Letonyalı, tanınan psikolog Carl Jung bir zamanlar öğrencisi olan Dr. Konstantin Raudi ve Jurgenson'un yaptıklarını duydu. Raudi uzun zamandır direk ses medyumluğuna ilgi duyuyordu ve Jurgenson'la tanışıp onun EVP deneylerinin doğruluna ikna olduktan sonra, Almanya'da kendi araştırma projesini hazırladı. Başlangıçta, Raudi ve olağan bir kristal set kullandı, ama neticede Ganiometer isimli aracın tasarımında ona yardımcı olan fizikçilere ve elektronik mühendislerinin yardımını almaya gönüllü oldu. Bu altein yardımıyla Raudi ve binlerce bedenden ayrılanların seslerini kayıt etti ve 1968'de araştırmalarını Almanca bir kitapta (Unhörbares wird hörbar) yayınladı, birkaç yıl sonra ise Breakthrough olarak çevirisi yapıldı.1971'de kitabın İngiliz yayıncısı Colin Smythe, Raudive'nin çalışmalarının bilimsel testlerini düzenledi. Montajcılar kulaklık ile kayıtları denetlerken hiçbir şey duyamadılar, fakat tekrar çalarken yaklaşık 200 ses işitildi ki bunlardan birini Sir Robert Mayer tanıdı, bu kişi henüz vefat eden Arthur Schnabeldi.

Bu zamandan sonra EVP sadece Avrupa'da değil, tüm dünyada insanların ilgilisini çekmeye başlamıştı. 1970'lerin ortalarından itibaren Almanya, Avusturya, Fransa, Kanada, Brezilya, İtalya, ABD ve Rusya'da gruplar oluşmaya başladı. İngiltere'de George Gibert Bonner ve Raymod Cass isimli iki araştırmacı, deneylerinde, makaralı kayıt cihazı ve pilli radyolar kullanmaya başladılar. Bonner Ekim 1972'de bir deney gerçekleştirdi, mikrofonuna, bir cevap ummamasına rağmen “Beni duyabilen biri var mı?' şeklinde soru. Fakat Bonner, 'Evet' cevabını aldı. Bonner, hızlı geçen ruhları kusursuz yakalama tekniği bulana dek (5 yılını aldı), önündeki 22 yıl boyunca 50.000 üzerinde ruh sesi kaydetmeye devam etti. 

EVP konusu da dahil ruhlar meselesi genel anlamda derin bir konuydu. Sitenin yazı limitine uygun olarak elimden geldiğince kısa ve net bir şekilde anlatmaya çalıştım. 

Sizlere bazı şeylerin ispatını kendi öz benliğinizde arayacağınız ve sevgiyle ruhunuzu güzelleştireceğiniz bir yıl diliyorum.

Ey ruuuuh umarım memnun kalmışsındır. Eğer buradaysan yazımızı beğen de burada olduğunu anlayalıııım.

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et