Okuyanlar Anlatıyor

İlk Gidiş Maceram


Ipek Cihangir / Mart 31, 2021 / 265 Görüntüleme / 0 Yorum

Yurtdışında hatta ve hatta hiç bir arkadaşımın ya da aile üyemin olmadığı İngiltere'de yeni bir hayata başlamak, hem de 18 yaşında.. Kolay mıydı? Tabiki hayır! 

Gidiş günüm ve veda vakti..

Her şey 18 yaşımda Dil Okulu için Londra’ya gitmemle başladı. Hayatımda hiç tek başıma yurtdışına çıkmadığım için ailem ablamı da yanımda göndermişti. Onun görevi beni host ailenin yanına bırakıp gelmekti.  Uçuşumuz sabahın 8'inde, sabah 4’te havaalanına yola çıkmışız. Daha yola çıkalı 15 dakika olmuşken sarhoşun teki yolda arabamıza çarptı. Bize bir şey olmadı, ama arabada hasar oluştu. Arabadan çıkan babam kafasında yaptığı küçük bir hesapla, bir de geç kalma ihtimalimiz yüzünden ve hasarın fazla olmamasından dolayı hasar raporu tutturmadı. Acil yola devam ettik. Havaalanına varmıştık. Bu hikâyenin üzerinden 10 sene geçtiği için o zamanki hislerimi çok hatırlamıyorum. Fakat geride bıraktığım ailemin o tatlı heyecanını asla unutmayacağım. Babam duygusal gözükmek istemese de duygusal bir adam. Ağlamayacağım dese de arkamı döndüğüm an camın arkasında ağladığını gördüğüm zaman bazı şeylerin sadece benim için zor olmayacağını anlamıştım. 

Yolculuk maceralarım..

Hüngür fışkır güvenlikten, sonra da kapıdan geçtik, uçağa bindik. Kalkış saati gelmesine rağmen uçak rötar yaptığı için 2 saat uçak içinde beklemek zorunda kalmıştık. Dil okulu uçuşumuzun iniş saatine göre Heathrow Havaalanı'na araba ayarlayacaktı. Fakat rötardan dolayı acaba beklerler miydi? Görecektik. Neyse yapacak bir şey yoktu o saatten sonra. Uçağımız kalktı. 4 saat sonra varmıştık bile. Acaba valizdeki yaprak sarmaları dağılmış mıdır diye kafada düşüncelerle valizlerin geldiği yere gittik. Bekledik, bekledik.. Herkesin valizi gelmişti, ama benimki ortada yoktu. Açlıktan da ölmek üzereydik, valiz yoktu, bu da demek oluyor ki yaprak sarması da artık yoktu. Baktık, bir tane daha valiz var, ve benimkinin aynısı. Ama benim valizimde annemin diğer valizlerle karışmasın diye bağladığı muhteşem yeşil kurdele olduğundan o valiz benim olamazdı. Neyse güç bela diğer valizin üzerindeki numaradan valizin sahibine ulaştık. Kız telefonu açtığında daha benim valizi alıp gittiğinden bile haberi yoktu. ‘Vık vık cık cık uçuşta midem bulandı, bakmadan almışım’ dedi. Ya sabır diyerek kızı bekledik, valizleri değiş tokuş yaptık. Sonunda yaprak sarmalarımıza kavuşmuştuk <3

Rötar ve kızın benim valizi yanlışlıkla alışı sayesinde giden okulun arabası olmuştu. E mecburi taksiye bindik. Eğer dil okulunuz size sizi havaalanından alma sözü verdiyse ama havaalanına gelmemişse taksiye binip, inerken ödeme yaptıktan sonra fiş isteyin. Okula o fişi verdiğiniz zaman size parayı ödüyorlar. Taksiden indik, otele vardık. O gün okulun oraya gittik, sonra da host ailenin evinin oraya. 2 kere git gel yaptık yolu ezberleyeyim diye. E o zamanlar telefonum çok akıllı değil tabi. Hafif etrafı dolaştıktan sonra otele geri döndük. O gün ablamla sarılarak uyuduk. Çünkü ikimiz de biliyorduk ki bir sonraki gün tek başıma kalacaktım. Bu arada dip not olarak otelde dayanamadık yedik yaprak sarmalarını :) 

Host aileyle tanışma vakti..

Ertesi gün host aileyle tanışma vaktiydi. Valizleri de aldık, gittik ailenin evine. Susan adlı bir kadın, kızıyla birlikte kalıyordu. Okul, aileyi ayarladıktan sonra ırkçılık olmasın diye ailenin fotoğrafını size göstermiyor, sizinkini de onlara göstermiyor. O yüzden aile nasıldı, hiçbir fikrimiz yoktu. Kapıyı çaldık. Derin bir sessizlik. Kapıyı siyahi bir kadın açtı. Susan adlı bu kadın, yani benim host ailem daha sonra benim Londra’daki ilk 3 ayımda en yakın arkadaşlarımdan biri olacaktı. Ablam valizleri yukarı çıkarmama yardım etti, çaktırmamaya çalışsa da beni bırakıp gitmek onu stres yapıyordu. Artık ayrılık vaktiydi. İki sulu göz salya sümük vedalaştık. O arkasına baka baka beni orada bıraktı, gitti. Ve arkasından el sallayan ben.. 

İlk İngilizce kelimelerim, ‘Yes,No’..

Evin kapısını kapattık. Mutfağa gittim. Host annem Susan bana evin kurallarını, genelde neler pişirdiğini anlattı. Yaklaşık 12 sene okuduğum okullarda İngilizce görmeme rağmen her Türkün yaşadığı şeyi yaşadım. Anlıyor, ama konuşamıyordum. Ağzımı açınca kelimeler dökülmüyordu. İlk gün sadece ‘Yes, no’ diyebildim. 

Ve o gün yeni hayatımın ilk günüydü. 

Devamı için bir sonraki yazımda görüşmek üzere..

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et