İlginç Bilgiler

Dünya Üzerinde Açıklanamayan Gizemli Olaylar - Bölüm III


Nisan 05, 2023 / 1210 Görüntüleme / 0 Yorum

Dünya üzerinde geçmişten bugüne yaşanan ve sebebi asla açıklanamamış gizemli olayları konu aldığımız özel serimizin 3. bölümü ile karşınızdayız. Yazımıza belki de tarihin en gizemli paranormal olayıyla başlıyoruz.

III. Bölüm'de Konu Olan Gizemli Olaylar

1- Enfield Poltergeist Olayı

2- Amityville Vakası

3- The Bell Witch (Bell Cadısı) olayı 

#1 Enfield Poltergeist Olayı

1977 yılında İngiltere'de meydana gelen Enfield Poltergeist olayı, tarihin en ilginç paranormal vakalarından birisi olarak kayıtlara geçmişti. 

284 Green Street

1977-1979 yılları arasında İngiltere'nin Enfield kasabasında yaşandığı iddia edilen paranormal olaylar zinciri “284 Green Street” adresindeki evde başlamıştı. Peggy Hodgson ve çocukları Margaret, Janet, Johnny ve Billy, bu sıradan evde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Ev, dışarıdan bakıldığında son derece olağan ve sıradan görünüyordu. Ancak, 1970'lerin sonlarına doğru ailenin sıradan hayatı tamamen değişti ve bu değişimle birlikte aile, önce tüm İngiltere ve ardından tüm dünyanın dikkatini çeken bir konuma yükseldi. 

1977 yılının Ağustos ayına kadar Hodgson ailesi için her şey çok normal ilerliyordu. Lakin söylenenlere göre, Ağustos ayında çocukların yatakları aniden "kendi kendine" hareket etmeye başladı. Çocuklar hemen annelerine haber verdiler, fakat Peggy Hodgson odaya girdiğinde yataklar normal yerinde duruyordu. Hodgson, tabii ki çocuklarının onunla bir şaka yaptığını düşünmüştü. Ancak, Hodgson'un sadece basit bir şaka olduğunu sandığı olaylar ertesi gece de devam etti.

Korkunç sesler, ilginç tıkırtılar ve hareket eden eşyalar nedeniyle, ev artık paranormal vakaların merkezi haline gelmişti.

Çocukların iddiasına göre, odadaki sandalye kendiliğinden hareket ediyordu ve bu ilginç seslerin kaynağıydı. Peggy Hodgson, çocuklarını sakinleştirmek için sandalyeyi yerine koydu ve ışığı kapattı. Bu sırada odada yine ilginç bir ses duyuldu. Hodgson ışığı açtı ve ses kesildi, ancak ışık tekrar kapandığında korkunç ses yeniden ortaya çıktı. Margaret, Janet, Johnny ya da Billy, hiçbiri böylesine korkunç bir şakadan sorumlu değildi! Hodgson, odadaki korkunç sesleri duyduğu an sıradan bir şakanın mağduru olmadığını da artık anlamıştı. Ancak biraz sonra çok daha gizemli ve korkunç bir olay yaşandı.

O gece duvarların içinden gelen yumruk sesleri odayı doldururken, şifonyer de kendiliğinden hareket etmeye başladı. Bu olaylar, Hodgson ailesinin sıradan hayatını tamamen altüst etmişti. 

Peggy Hodgson, çocuklarının günlerdir şahit oldukları bu korkunç manzara ile ilk defa yüz yüze gelmişti. Her ne kadar soğukkanlı biri olsada, odadaki kendiliğinden hareket eden eşyaları yerlerine koymak için çaba sarf etti ancak başarılı olamadı. Bunun üzerine aile üyeleri, yardım almak için kendilerini dışarıya attılar. Durumun vahametini anlayan Hodgson ailesi, olayı ilgili yerlere bildirmeye karar verdiler. Ancak henüz farkında olmadıkları bir şey vardı: Bu olayların sadece başlangıç olduğu ve gerçek korkunun daha da derinlere gömüldüğüydü...

Komşuların, polislerin, din görevlilerinin, medyumların ve gazetecilerin, 248 Green Street'teki evde yaşananların peşine düşmeleriyle birlikte, paranormal olaylar zinciri daha da büyüdü. Herkesin gözleri önünde hareket eden eşyalar, havada süzülen cisimler ve gizemli sesler, kimsenin açıklayamadığı bir doğaüstü varlık tarafından yönetiliyor gibiydi. Ne evin odaları ne de bahçesi bu olayların kaynağına ışık tutabiliyordu. Evdeki yabancılar da hareket eden ve havada süzülen eşyalara ve ansızın ortaya çıkan garip seslere şahit olmuştu. Hatta havada uçuşan bir lego parçası, inceleme yapan gazetecilerden birinin yüzüne çarpmıştı. Tüm bu incelemelerin ardından bu gizemli olaylar da medyada geniş yer buldu.

Hodgson ailesi, Enfield Poltergeist olayının daha yakından incelenebilmesi için Psişik Araştırmalar Derneği'nden bir görevli ile iletişime geçmeye karar verdi. Bu amaçla, Maurice Grosse isimli bir adam 248 Green Street adresindeki eve yerleşti. İlk günlerinde Grosse'un evde kalması oldukça sakin geçti, ancak birkaç gün sonra evdeki tuhaf olaylar, hatta daha fazlasıyla karşılaştı. Mobilyaların hareket etmesi, duvarlardan gelen sesler ve uçuşan çocuklar gibi. Evdeki olayların kaynağı, artık çocuklara hedeflenmişti, özellikle de 11 yaşındaki Janet'a... Janet, paranormal olaylardan en çok etkilenen kişi oldu. Hatta zaman zaman evin perdeleri gizemli bir şekilde çocuğun boynuna dolanıyordu. Sanki gizemli olayların ardındaki şey, Janet'ı öldürmek istiyormuş gibi görünüyordu. İlerleyen süreçte, Janet'ın sesi tamamen değişti. Artık 11 yaşında bir kız çocuğu gibi değil, yaşlı bir erkek sesiyle konuşmaya başlamıştı! Bu durum üzerine Janet, Londra'daki bir hastaneye gönderildi ve bir dizi psikolojik ve fizyolojik teste tabi tutuldu. Ancak küçük kızın ne psikolojik ne de fizyolojik bir rahatsızlığı vardı. Üstelik Janet'ın hastanede geçirdiği zaman zarfında evdeki olaylar büyük oranda azalma göstermişti.

Evi esir alan varlık Bill adında bir ruh muydu?

Küçük kız Janet eve döndüğünde tuhaf olaylar yeniden başladı ve Janet hala erkek sesiyle konuşmaya devam ediyordu. Ancak bu kez, sesin sahibi hakkında daha fazla bilgi ortaya çıktı. Janet'ın söylediğine göre, sesi çıkaran kişi Bill isimli bir adamdı ve kendisi Hodgson ailesinin şu an yaşadığı evin eski sahibiydi. Bill, yıllar önce evin alt katındaki koltukta hayatını kaybettiğini söyledi.

I never believed in the Enfield Poltergeist... until I heard strange  scraping on the floorboards and recorded the 'ghost's' demonic voice | The  Sun

Janet her gece kendi yatağına yatmasına rağmen, neredeyse her zaman alt kattaki oturma odasında bulunan bir koltukta uyandığını fark ediyordu. Hodgson ailesi evi eşyalı olarak kiralamıştı, yani evdeki tüm eşyalar bir önceki sahibine aitti. Janet, bu koltukta oturduğu sırada kendisinin Bill olduğunu, koltukta otururken kan kaybından öldüğünü ve evin aslında kendisine ait olduğunu ailesine söylüyordu.

Bu hikâyeyi araştıran bazı araştırmacılar, Bill'in hikayesinin doğru olduğunu keşfettiler. Gerçekten de yıllar önce bu evde yaşayan Bill isimli bir adam vardı ve bu evde hayatını kaybetmişti. 

Olayların başlangıcından yaklaşık 1,5 yıl sonra, Ağustos 1977'de, yatakların ilk kez kendiliğinden hareket etmesinden sonra, olaylar aniden son buldu. Bu durum, olayların neyin sebep olduğu konusundaki gizemi daha da arttırdı. Bazı insanlar, evdeki varlıkların zaman içinde sakinleştiğini ve kendi başlarına kaybolduğunu düşündüler. Diğerleri ise, poltergeistlerin sadece geçici olarak ortaya çıkan varlıklar olduğuna, dolayısıyla zamanla yok olduklarına inandılar. Bu olayların ardından hem İngiltere’de hem de dünyada pek çok insan 248 Green Street adresindeki eve gerçekten de bir şeylerin “musallat olduğuna” inanıyordu! Ancak bunun aksini düşünenler de vardı. Pek çok insana göre olayların sorumlusu Janet idi! Annesinin ilgisini çekmek isteyen bu küçük kız, kardeşlerinden de destek alarak kapsamlı bir “şaka” hazırlamıştı! Hangi tarafın haklı olduğu hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Çünkü içinde araştırmacılarında yer aldığı yüzlerce insanın şahit olduğu paranormal olaylar şaka ile açıklanamayacak cinstendi. Bu olaylara şahit olan onlarca farklı insanın tanıklıkları, olayın gerçekliğini destekliyordu. Ayrıca Janet aracılığıyla konuşan varlığın da kendini Bill adıyla tanıtması küçük bir kızın bilemeyeceği bilgilerin bir göstergesiydi. Çünkü ailenin eve taşınmadan önce bu olay hakkında hiçbir bilgisi yoktu. 

Fakat Janet’in söyledikleri Bill’in oğlu tarafından doğrulanmıştı. Bill gerçekten de o koltukta kan kaybına bağlı olarak ölmüştü.

Tüm bu detaylara rağmen tüm dünyanın dikkatini çeken bu olayın arkasındaki sır perdesi ise, hala tam olarak aralanabilmiş değil. 

Ne olursa olsun, Enfield Poltergeist olayı, modern paranormal araştırmalarının en ilginç ve tartışmalı olaylarından biri olarak kalmaya devam ediyor.

Enfield Poltergeist olayı, korku filmleri ve dizilerine de ilham vermiştir. 

The Enfield Haunting (2015): Bu mini dizi, Enfield Poltergeist olayını konu alıyor ve gerçek olaylara dayanıyor. Timothy Spall, Juliet Stevenson ve Matthew Macfadyen gibi ünlü isimlerin yer aldığı dizi, İngiltere'de yaşanan olayların anlatılmasını konu ediniyor.

Conjuring 2: The Enfield Case (2016): James Wan tarafından yönetilen film, Enfield Poltergeist olayını temel alarak kurgulanmış bir korku filmidir. Patrick Wilson ve Vera Farmiga gibi ünlü isimlerin yer aldığı film, Warren çiftinin bu paranormal olayı çözmeye çalışmasını anlatıyor.

Ghostwatch (1992): BBC'nin Enfield Poltergeist olayı hakkında yapılan bir programdır. Paranormal araştırmacılar, Enfield'deki evde yaşanan tuhaf olayları canlı olarak izleyicilere aktarırlar. Ancak, olayların gerçek olup olmadığı hakkında şüpheler oluşur.

The Enfield Poltergeist Tapes (2020): Bu belgesel, Enfield Poltergeist olayını konu alıyor. Olayların gerçek mi yoksa sahte mi olduğu hakkındaki tartışmaları ele alıyor.

When the Lights Went Out (2012): Yorkshire'daki bir evde yaşanan paranormal olayları anlatan bir korku filmidir. Enfield Poltergeist olayından esinlenilmiş gibi görünmeseler de, benzer bir konuya sahipler.

#2 Amityville Vakası

Amityville vakası

1965 yılından beri aynı evde yaşayan DeFeo ailesi, 13 Kasım 1974 sabahı korkunç bir olaya tanık oldu. Amityville kasabasında bulunan evlerinde altı kişi 35 kalibrelik bir tüfekle vurularak yataklarında ölü bulundu. Ebeveyn olan Louise ve Ronald DeFeo, Ronald'ın 18 yaşındaki kardeşi Dawn, 13 yaşındaki kardeşi Allison, 12 yaşındaki kardeşi Mac ve 9 yaşındaki kardeşi John Matthew, acımasızca katledildi. En büyük oğul Ronald DeFeo Jr. cinayetleri kendi işlediğine dair soğukkanlı bir ifade verdi. "Bir kere başladığımda bir daha durduramadım o kadar hızlı oldu ki"

Bu korkunç olay, "Amityville Horror" olarak da bilinir ve birçok paranormal, doğaüstü iddiayla anılır.

Olayı seri katil vakasından ayırıp paranormal bir vaka olarak bahsettiren şey ise sonrasında yaşanan gizemli olaylardır.

112 Ocean Bulvarı'ndaki evde, DeFeo ailesi vahşice katledildikten sonra, birçok kişi bu evin kötü ruhları çektiğini ve hatta cinayetlerin ruhlar tarafından işlendiğini iddia etmeye başlamıştı. Bir yıl sonra Lutz çifti, bu lanetli olduğuna inanılan evi satın alarak yeni bir başlangıç yapmaya karar verdi. Evde yaşanan cinayetlerin farkındalardı, ancak umursamadan evi satın aldılar.

Lutzlar, Aralık 1975'te evlerine taşınmışlardı ve önce bir papaz çağırarak evi kutsattılar. Ancak kutsama sırasında papaz "çık dışarı" diye bir ses duydu. Başlangıçta Lutzlara bunu söylemedi. Fakat evden ayrıldıktan sonra, telefonla Lutzlara ulaşmak istediğinde, telefon bağlantısı aniden kesildi. Lutzlar evde sadece bir buçuk ay kalabildikten sonra evi terk etmek zorunda kaldılar ve sonrasında yaşadıklarını kaleme aldılar.  Ailenin yaşadığı olaylar şu şekildeydi: 

  1. Evde, kış olmasına rağmen, sinek sürüleri bulunuyordu.
  2. Kathy canlı rüyalar görerek cinayetlerin nasıl işlendiğine dair ipuçları almaya başladı. Lutzların çocukları, DeFeo ailesinin öldürüldüğü pozisyonda uyumaya başladı.
  3. Kathy, evin içinde gizli bir oda buldu ve köpekleri Harry bu odaya girmeyi sürekli reddetti.
  4. Lutz ailesinin küçük kızı Missy, Jodie adında bir küçük kızla arkadaşlık ettiğini söylemeye başladı. Jodie, kırmızı gözlüydü.
  5. Evin içinde sürekli ayak sesleri duyuluyor ve kapılar açılıp kapanıyordu.
  6. Yatak odalarında uyurken, alt kattan açılan bir radyo sesi duyuluyordu, ancak aşağı indiklerinde ses kesiliyordu.
  7. Bir gece kayıkhaneyi kontrol ederken, George yatak odaları penceresinde çift kırmızı göz gördü, ancak kontrol ettiğinde gözler ortadan kaybolmuştu.
  8. Kathy yatakta uyurken, çarşafları görünmez bir güç tarafından üzerinden çekildi ve havaya yükseldi.
  9. Kilitler, kapılar ve pencereler görünmez bir kuvvet tarafından parçalandı.
  10. Evin duvarlarından yeşil bir sıvı sızdı.
  11. George, evdeki Çin aslanı heykelinin saldırısına uğradı ve bacağından yaralandı.
  12. George, Bir gece Kathy'e baktığında, onda bir anda 90 yaşında bir kadın gördü. Saçları dağınıktı, teni bembeyazdı, yüzü çok çirkindi ve dişsiz ağzından salyalar akıyordu.
Ronald DeFeo Jr.

Acaba gerçekten Amityville Cinayetleri'nden önce evde kötü bir varlık mı vardı ve bu varlık mı genç adamı tüm ailesini öldürmeye zorlamıştı? Bunu asla bilemeyeceğiz ancak bildiğimiz tek şey Ronald DeFeo Jr.'ın parasal olarak rahat olduğu, fakat duygusal olarak mutsuz olduğuydu. Babası aşırı otoriter ve istismarcı bir adamdı ve annesi Ronald üzerinde baskın bir kişilik sergileyerek büyük bir otorite kuruyordu. Tüm bu sebeplerden dolayı Ronald DeFeo Jr. giderek daha fazla sorun yaşamaya başlamıştı.

Tüm bu zorluklarla başa çıkamayan, Ronald DeFeo uyuşturucu ve alkol kullanmaya başladı. Babasına fiziksel şiddet uyguladı ve hatta bir keresinde silahla tehdit bile etti. Ailesi, oğullarının değişmesi umuduyla haftalık hediyeler ve harçlık vererek ona yardımcı olmaya çalıştılar. 18 yaşına geldiğinde, Ronald aileye ait bir otomobil bayisinde işe girdi. Ancak 1974 yılında işi bırakmaya karar verdi ve arkadaşlarıyla barlarda takılırken ailesinin aramalarına yanıt vermiyor ve sürekli yalnızlık hissinden şikâyet ediyordu. Bu nedenle evi terk etti. Tekrar döndüğünde, her şey sonsuza dek değişecekti...

Valerie Plaza'nın "Amerikan Kitle Katilleri" adlı kitabına göre, o gün sabah 06.30'da, DeFeo bir bara girip "Bana yardım edin. Sanırım annem ve babam vuruldu!" diye bağırdı. Bar çalışanları Ocean Bulvarı'ndaki eve vardıklarında korkunç bir manzara ile karşılaştılar. Altı ceset, mideleri üzerlerine yerleştirilmiş yataklarında bulundu. Kurbanlar sabah 03.15 sularında yüksek güçlü bir tüfekle vurulmuştu. Ancak olayın bazı yönleri pek mantıklı değildi. Vücutlarda herhangi bir mücadele izi ya da uyuşturulduklarına dair bir kanıt yoktu. Uyanık olan hiçbir komşu herhangi bir silah sesi duymadığını söyledi. Sadece DeFeo ailesinin köpeği birkaç kez havlamıştı.

Polis soruşturması sırasında, Ronald'ın ifadesi defalarca değişti ve bu, dikkatleri üzerine çekti. Hatta bir noktada ailesini mafya tetikçisi Louis Falini'nin öldürdüğünü bile iddia etti. Ancak Falini o sırada yurt dışındaydı. Sonunda Ronald, ailesini kendisinin öldürdüğünü kabul etmek zorunda kaldı.

14 Ekim 1975'te Ronald yargılandı. Avukatı William Weber, sanığın kendisine ailesini öldürmesini söyleyen sesler duyduğunu belirterek Ronald'ın akli dengesinin yerinde olmadığını iddia etti. Ancak savcılık, uyuşturucu bağımlısı DeFeo'nun gerçekten hasta olsa bile, Amityville cinayetini işlediğinde ne yaptığını bildiğini savundu. Bunun üzerine, bir jüri onu altı farklı cinayetten ikinci dereceye mahkûm etti ve toplamda 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Ronald Defeo Jr. ve kardeşleri

Tüm bunlar yaşanırken Ronald yaşadıklarını sürekli olarak farklı anlatmaya devam etti. Kız kardeşinin babasını öldürdüğünü bile iddia etmişti. İddiasına göre bu olaydan sonra annesi de kardeşlerini öldürmüştü. Ronald ise sadece annesini öldürmüştü. 1990 yılına gelindiğinde, Ronald kız kardeşinin tüm aileyi öldürdüğünü ve tam onu da öldürecekken kendisinin kız kardeşini vurduğunu iddia etti. Ayrıca verdiği çeşitli ifadelerde evde ikinci bir şahsın da olduğunu ifade etti. Peki gerçekten de evde bir ruh var mıydı?

Ronald DeFeo Jr.'ın avukatı William Weber ile görüşen evin bir sonraki sakinleri olan George ve Kathy Lutz bu cinayeti kitaplaştırmak istiyorlardı. Birlikte yazılan kitaptan hakkını alamayan Weber, Lutz ailesinde birçok dava açtı. Kitap üzerinde 60 milyon dolarlık hakkı olduğunu iddia etti. Mahkeme kendisine 2.500 dolar ve ek olarak kitap ve film gelirlerinden 15 bin dolar verilmesini uygun buldu. Günümüzde yaşananlara inansanız da inanmasanız da, Lutz ailesinin oğlu Daniel de evde bir ruhun olduğunu iddia ediyor.

Lutz ailesinin diğer oğullarından biri olan Christopher ise evin içinde ona doğru hareket eden gölge şeklinde adamları gördüğünü ve kendisini rahatsız ettiğini söylemeye devam ediyor. İlginç olan ise hem George hem de Kathy Lutz yalan makinesine girmelerine rağmen makinenin her ikisinin de yalan söylemediği sonucuna varılmasıdır.

New York'ta bulunan, ünlü bir cinayet davası ve paranormal olaylarla ilişkili olan Amityville evinde yaşanan bu olaylar, bir dizi kitap ve film uyarlamalarına da ilham vermiştir. Olay, özellikle 1979 yılında "The Amityville Horror" adlı bir kitap ve bir filmle dünya çapında ün kazandı.

Diziler:

  1. The Amityville Horror: The Lost Tapes (2018)
  2. Amityville: The Evil Escapes (1989)
  3. The Amityville Curse (1990)
  4. Amityville: The Haunting (2020)

Filmler:

  1. The Amityville Horror (1979)
  2. Amityville II: The Possession (1982)
  3. Amityville 3-D (1983)
  4. The Amityville Horror (2005)
  5. The Amityville Haunting (2011)
  6. The Amityville Murders (2018)

Kitaplar:

  1. The Amityville Horror (Jay Anson, 1977)
  2. Amityville: The Final Chapter (John G. Jones, 1985)
  3. Amityville: Horror or Hoax? (Jim and Barbara Cromarty, 1983)
  4. The Amityville Horror Conspiracy (Stephen Kaplan, Roxanne Kaplan, and Richard Moran, 1995)
  5. The Amityville Horror Part II (John G. Jones, 1982)

#3 The Bell Witch (Bell Cadısı) olayı

Bell Cadısı

Tennessee Adams’ta geçen olaylar 1817 sonbaharında başlamıştı. Çiftlik yapan John Bell, evinde doğaüstü olaylara şahit olmuştu. Sabah mısır tarlasında garip bir hayvanla karşılaştı. Hayvanın vücudu köpek gibi görünürken kafası tavşan kafasına benziyordu. John birkaç kez ateş etti ancak hayvan kayboldu. Eve döndüğünde hiç kimseye bahsetmedi, fakat o akşam evin dış duvarlarından garip sesler gelmeye başladı. Her gece bu türden sesler duyuluyordu.

Vuruş, patırtı ve tırmalama sesleriyle başladı ve daha sonra aile fertlerinin görünmez varlıklar tarafından işkence görmesine kadar gitti. Özellikle küçük kız Betsy Bell, bu işkencelerin hedefi oldu. Tokatlandı, çimdiklendi, derisi morartılıp iğnelerle delinmeye maruz kaldı.

Olaylar hızla artarak devam etti. Perde ve yatak örtüleri hareket ediyor, aynı zamanda, evin dışında gizemli sesler duyuluyordu. Aile fertleri, kapıların açılıp kapanması, mobilyaların hareket etmesi, hayaletimsi varlıkların görünmesi gibi olaylara tanık oldular. Tüm bunlar, Bell ailesinin yaşamında büyük bir stres kaynağı haline geldi.

İlk başta John Bell, bu garip olayları saklamak istedi ancak zamanla bir arkadaşına açıldı. Arkadaşı, bir komite toplayarak evi araştırmaya başladı ve sonunda evde ürkütücü bir gücün varlığını keşfetti. Evde son derece zeki ve korkunç bir varlığın olduğunu artık anlamışlardı.

Bu varlık daha sonra bir ses de kazandı. Sesin sahibi olan varlık, kendini "Cadı Kate Batts" olarak tanıtmıştı. Bu varlık, Bell evindeki görünümlerini sık sık arttırmaya başlamış neredeyse günlük hale getirmişti. Artık her seferinde hasar ve kargaşa yaratıyor, ailenin her bir ferdine çeşitli eziyetler yapıyordu. Bir süre sonra cadının Robertson ilçesinde hemen her yerde görülmesi ve garip seslerinin duyulmasıyla birlikte bölgedeki insanların tamamı cadıyı öğrendiler.

Varlık o kadar ünlü oldu ki zamanın generallerinden Andrew Jackson bile ziyaret edip görmek istedi.

Andrew ABD'nin 7.Başkanıydı ama siyasete atılmadan önce orduda görev yapmaktaydı. Tarihçiler içinde zaten bu olaydaki en büyük ve en gerçek kanıt Andrew Jackson'ın ziyareti olmuştu.

Ziyareti sırasında o da cadının oyunlarından nasibini almıştı. Andrew Jackson, kasabadan ayrılmak üzereyken atlı arabasının kıpırdamadığını fark etti. Bakımlı atlar ve ufak vagon durmuştu. Herhangi bir hareket yoktu. Bu durum, Jackson'ı oldukça şaşırtmış ve etkilemişti.

Bir süre olaylar böyle sürmüştü. 1920 yılında John Bell, cadı Kate'in sebep olduğu düşünülen garip bir hastalığa yakalandı. Bell, hasta yatağında yatarken varlık küfürler edip dürtükleyerek ona rahat vermiyordu. Rahatsızlıkları bir ara azalmış olsa da varlık John Bell'e olan nefretini ifade etmeye devam ediyor ve onu öldürmeye kararlı bir şekilde yeminler ediyordu.

1820 sonbaharına gelindiğinde, kötüleşen sağlığı onu iyice eve hapsetmişti. Kötü niyetli varlık sürekli olarak onun ayakkabılarını çıkarıyor ve yüzüne tokatlar atıyordu.

John bir gün yatağa yattı ve bir daha iyileşemedi. Bu olaylar neticesiyle efsanevi Bell Cadısı'nın John Bell'in ölümüne sebep olduğuna inanılıyor. 

Bir sabah John yatağında tamamen hissiz bir şekilde uzanırken yanında garip bir şişeyle bulundu. Adamın ağzında şişede bulunan siyah sıvıdan vardı. Sıvı deneme amaçlı bir kedinin diline damlatıldı. Kedi havaya sıçradı, havada yuvarlandı ve yere çarpıp öldü.

John Bell'İn ölümü

John Bell'in cenazesi, Tennessee, Robertson County'de düzenlenen en büyük cenazelerden biriydi. İnsanlar mil mesafelerden gelerek katıldılar ve üç vaiz (iki Metodist ve bir Baptist) onun için dua etti.

Cadı Kate zafer çığlıkları atıyordu, zavallı adamın cenazesinde insanlara gülerken görülmüştü. Küfürler ediyor, şarkılar söylüyordu.

Cenaze merasimi bitip kalabalık mezarlıktan ayrılmaya başladığında, Bell Witch varlığı şişe viski ile ilgili bir şarkı söyleyerek gülmeye başladı. Varlığın coşkulu şarkısı son katılımcı mezarlıktan ayrılana kadar devam etti. Bell ailesi, bu cadıyla ilgili olaylara 1943 yılına kadar şahit oldu. Arada kalan zaman diliminde birçok olay trajik bir şekilde ölümlerle sonuçlandı. John Bell'in ölümünden sonra cadının enerjisinde belirgin bir azalma olduğu görüldü ve sanki görevini tamamlamış ve gitmek için sevinçli davranışlar sergiliyordu.

Kate, düşman ilan ettiği kişinin ölümünden sonra bile kaybolmadı. Betsy Bell'e musallat olarak kızın gerçek sevgiyle bağlandığı Joshua Gardner ile evlenmesini engellemek için tehditler savurdu. Nedenini açıklamasada, sonunda kızın yerel bir öğretmen olan Richard Powell ile evlenmesine izin verdi.  Hatta bir gün, şöminenin içinde meydana gelen bir patlamadan sonra cadı son kez konuşarak, "Gidiyorum ve yedi yıl sonra tekrar geleceğim" dedi ve gerçekten ortadan kayboldu.

Varlık yedi yıl sonra gerçekten geri döndü ve iki hafta boyunca aileyi tekrar rahatsız etti. Sonunda kaybolmadan önce John Bell Jr.'ın evinde görünerek uyarılarda bulundu. Uyarıların bir kısmı gerçekleşti ve iç savaş ile dünya savaşı patlak verdi. Bu sefer Kate, John Bell'in en yakın torununu 107 yıl sonra ziyaret etmeyi vaat ederek veda etti. Peki Bell Witch, 1935'te vaat edildiği gibi geri döndü mü? Bazıları geri dönmediğini veya dönmüş olsa bile bundan haberdar olmadıklarını söylüyor. Ancak birçok kişi, varlığın zaten hiç ayrılmadığını söylüyor.

Yaklaşık 200 yıl önce Bell ailesini rahatsız eden varlık, bugün hala eski Bell çiftliği yakınında açıklanamayan bazı belirtilerden sorumlu tutuluyor.

Alan yakınlarında bazen insanların konuşması ve çocukların oynaması gibi hafif sesler duyulabiliyor ve gece geç saatlerde karanlık tarlalarda "mum ışıkları" görülüyor. Alanda çekilen bazı resimler sis, ışık topları ve insan benzeri figürler gösteriyor. Bu olaylar, John Bell'in ailesine musallat olan varlıkla ilgili olabilir mi?

Tarihçiler ve belgesel yapımcıları bu vakayı genel olarak Betsy Bell odaklı bir musallat olayı olarak nitelendirmektedirler. Başka bir iddia da şudur: John Bell'in komşusu olan ve arazi anlaşmazlığı yaşadığı bir kadın, arsasını haksız yere John Bell tarafından ele geçirildiğine inanmaktadır. Bu kadın, intikam almak için John Bell ve ailesine büyü yapmıştır. Ancak, bu iddia hiçbir zaman kanıtlanmamıştır. Kadın daha sonra bu iddiayı reddetmiş ve böyle bir büyü yapmadığını söylemiştir.

Bell Cadısı'nın kim veya ne olduğu asla tam olarak anlaşılamadı. Gerçekten yaşamış birinin hayaleti miydi, yoksa sadece nefret dolu bir varlığın oluşturduğu bir kimlik miydi? Yoksa Betsy Bell'e odaklanan bir poltergeist (Kötü varlık) olayı mıydı? Gerçeği bilemeyiz. Ancak birçok insanın inancına göre, Bell Cadısı, hiçbir zaman Tennessee Adams'ı terk etmedi...

The Bell Witch olayının temsili filmi An American Haunting yani Amerikan Büyüsüdür. Bunun yanı sıra:

  1. The Bell Witch Haunting (2004)
  2. An American Haunting (2005)
  3. The Bell Witch: The Movie (2007)
  4. The Bell Witch Legend (2007)
  5. Bell Witch: The Movie (2007)
  6. The Bell Witch of Tennessee (2010)
  7. The Bell Witch Haunting 2 (2013)
Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et