Okuyanlar Anlatıyor

Bilingualism ve Uçmayı Öğrenmek


Çağatay Taylan / Nisan 24, 2021 / 255 Görüntüleme / 0 Yorum

Merhaba,

Değerli site okuyucularına bu yazımda yaşadığım tecrübelerimi ve yurt dışında okumanın bir bireye nasıl bir kültür kattığından bahsetmeye çalışacağım. Hayatım tipik bir üniversite öğrencisi olarak devam etmekteydi ve son sınıfın verdiği hayata merhaba diyecek olmanın gerginliği üstümde olduğu zamanlardan giriş yapacağım, yani uçmayı öğrenmeye başlayacağım evrenin başından.

UÇMAYI ÖĞRENMEK 

Bir çok insan gibi hayatın bana ne getireceği hakkında düşüncelerle geçen 1 senelik son sınıf maceramın ardından işte o evre gelmişti. Evet tahmin ettiğiniz gibi mezun oldum, fakat aklımda geleceğimle alakalı hiç bir netlik yok. Kariyerime başlamadan önce hayatımdaki en büyük eksikliğin İngilizce yeterliliğim olduğunu düşünürdüm, fakat yakın gelecekte kutusuna kapanmış bir öğrenci olarak daha büyük eksikliklerim olduğunun farkına varacaktım. Nitekim 2015 yılı Ağustos ayında ailem ile beraber ortaklaşa hayatımı değiştirecek bir karara adım attık. Evet yurt dışına çıkacaktım tek başıma ve 1 senelik bir zaman hiç yurda dönmeyip orada bir dil ve kültür eğitimine katılacaktım. Başlıkta da yer verdiğim gibi bu düşüncenin bana hissettirdiği ilk başta bir kuşun yuvayı terk etmesi ve yakınlarından kilometrelerce uzak bir diyara uçmasıydı ve bu mücadelede artık kendi başının çaresine bakması gerekecekti. Bu hissiyatın şehir dışında okumakla kıyaslanmasını doğru bulmuyorum çünkü ben de şehir dışında ailemden uzak bir üniversite hayatı geçirmiştim. Sizlere bu anlattığım tamamiyle değişik bir maceranın korku ve heyecanıydı.

LOS ANGELES LAX 

Evet kararlar alındı bavullar toplantı ve gerçekten 1 ay içinde pasaport ve vize işlemlerini halledip kendimi uçağa atmıştım. Fakat yolda farkına vardım ki ben doğru düzgün İngilizce bile konuşamıyordum. Yaklaşık 18 saatlik Paris aktarmalı uçak yolculuğumdan sonra kendimi LAX hava limanında bulmuştum. Uber kavramıyla ilk orada tanıştım ve atladığım ilk taksiyle yanında yaşayacağım ailenin evine gidiyordum. Biraz tatsız bir merhabalaşma olmuştu çünkü insanların kapısına sabah 04:00'da dayanmıştım (Lanet olası saat farkı, hesaplayamadım). Ertesi gün uyandığımda başka bir diyarda uyanmış gibi hissettim ve gerçekten ilk zamanlarda evinde kaldığım aileyle kendi dil bilmezliğim yüzünden çok büyük iletişim problemleri yaşıyordum. Bir süre kendimi okula ve derslere vermeliydim, fakat paralelinde ise yeni arkadaşlar edinmek ve bir yerleri gezmek çok istiyordum. Okulda ilk zamanlar Türk avcılığına başladım ve yakın zamanda öğrendim ki ne okulda ne de yaşadığım yerde benden başka hiç Türk yoktu. Yani artık Türkçe gerçekten bitmişti. İlk arkadaşım Nobu isminde Japon bir arkadaşımdı. Kendisiyle aynı evde yaşıyorduk ve ilk zamanlarda bana gerçekten rehberlik etti ve yardımcı oldu. Onun sayesinde okulda her gün yeni bir arkadaş ediniyor, çevremi genişletmeye çalışıyordum. Çat pat ingilizcemle muhabbet etmeye çalışıyor ve ortama ayak uyduruyordum.

BILINGUALISM (İKİ DİLLİLİK)

Okul ve ev ortamına iyice ayak uydurmaya başladım ve Nobu evimize ve Birleşik Devletler'e veda etmişti. Hatta o sıra bir jenerasyon değişimi de vardı. Bu aslında benim için bir fırsata döndü okulda eskiler gidiyor tamamen yeni öğrenciler geliyor ve ben daha ilk ayımda okulun eski öğrencilerinden oluyordum. İlerleyen günlerde 3 yakın arkadaşım oldu bu insanlar Japon, Brezilyalı ve Belçikalı'ydı ve okul bizim arkadaş çevremiz üzerinde toplanıyordu. Dil konusunda hiç bir şekilde Türkçe konuşmadığım için ve ev ve okulda hep İngilizce konuşmak zorunda olduğum için çok hızlı bir gelişim göstermiştim ve kendime güvenip gelmişti. Bundan yaklaşık 3 ay sonra gerçekten billingual dediğimiz çift dil konuşabilen bir insana dönüşmüştüm. Uluslararası dostluklar ve İngilizce konuşabilme yeteneği ile bir çok çevreye girip çıkıyor, yeni kültürler öğreniyor, yeni arkadaşlıklar ediniyordum. Artık o eski ben değildim ve dünya üzerindeki her vatandaş ile iletişim kurabileğine inanan bir dünya insanına dönüşüyordum (Bu dönüşümü ülkeme geri dönünce daha net fark ettim). Beraber yaşadığım aile benim kendi ailem gibi olmuş gerçek bir hayat kurmuştum ve bu hayattan inanılmaz keyif alıyordum. Zincirlerimi kırmıştım artık yeni kültürler, yeni arkadaşlıklar ve yeni hayatlar bana yeni bir vizyon katmıştı, ben artık geleceğini endişe eden tipik bir mühendis mezunu olan insan değildim. Ben artık global şartlara ayar uydurabilecek dünya kültürlerine meraklı ve dünya üzerinde gerçekten varlığımın anlam kazandığını hissetmiştim. Artık hiç bir ülke bana uzak değil, hiç bir hayat benden farklı değildi. Artık ben hayatın ta kendisiydim. Özgürlük kelimesinin anlamını burada gerçek anlamda keşfettim. 

YENİ BİR İNSAN

Yaklaşık 1 senelik maceramdan sonra evime dönmüştüm ve iş bulmuştum. İşe alınma sebebim mühendisliğim değil, İngilizce konuşabiliyor olmam ve yurt dışı tecrübem olmuştu. Bu duruma o zaman da gerçekten anlam verememiştim. Fakat iş hayatına profesyonel olarak girdikten sonra kendi edinmiş olduğum kültürlerin, hayat vizyonunun aslında nasıl hazine olduğunun farkına varmam çok uzun zaman almadı. Bunun değerini bilerek hayatıma şekil vermekteyim. İş hayatım sayesinde de yaklaşık 6 ülke daha gezdim ve buralarda eğitim, iş ve toplantılara katıldım. Hala 1 senelik tecrübemin ekmeğini yemekte olup sanırım hayatımın sonuna kadar dünya insanı olmanın hazinesinin ekmeğini yiyeceğim. 

Bu süreçte beni destekleyen ailem başta olmak üzere bu duyguları paylaşmam için bana fırsat sağlayan Supstranger ailesine ve EDUMAP Sibel hanıma teşekkürlerimi sunarım :)

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et