Okuyanlar Anlatıyor

Dikkat: Overdose İngiltere özlemi içerir!


Marie Jaroussky / Ocak 22, 2022 / 307 Görüntüleme / 0 Yorum

Hello SupStranger sakinleri. Ne diyordu admin? They call it gavur memleketi, we call it second home. Bugün biraz duygusalım, masterı bitirip İngiltere’den döneli tam 2 sene oldu ve ben hala her gün oradaki hayatımı düşünüp bir miktar hüzünleniyorum. Hayatınızın kontrolünü kaybettiğinizi hissettiniz mi hiç? Şu sıralar hissettiğim tam olarak bu. Hayatım planladığımın çok dışında akıp gidiyor ve ben sanki bir yaprak gibi rüzgarda savruluyorum. 

Türkiye’ye dönerken aslında İngiltere’de doktora ile devam etmeyi planlamıştım. 1 sene ara verip dinlenecek, o sırada doktora programlarına başvuracak ve geri gidecektim.  Tahmin edin ne oldu? Pandemi başladı ve bu kadar radikal bir karar almak için çok öngörülemez bir dönemdi.  Eh, en azından bu süre geçene kadar çalışayım dedim. Çok şanslıyım ki her sabah mutlu uyanmamı sağlayan, uzmanlık alanımı tam olarak kullanabildiğim, yeni şeyler öğrendiğim ve herkesi sevdiğim bir hastanede çalışmaya başladım. Yeni arkadaşlarım oldu, bakış açımı değiştiren, mutluluğumu, hüznümü paylaştığım güzel insanlar. Anlayacağınız burada bir düzen kurdum, bu şehirde kurulabilecek en iyi düzen ama işte… Bir şeyler eksik.

Master yaptığım sene hayatımın en zor ama en güzel senesiydi. Zordu çünkü daha önceki yazılarda da az çok anlattığım gibi konfor alanımdan hiç olmadığı kadar çıkmıştım. Oradaki zorlukların yanı sıra geride bıraktığım arkadaşlarımı, evimi, ailemi, ülkemi özlüyordum. Ha bir de kıymalı lahana sarmasını. :) Ama şimdi de orayı özlüyorum. Orada tattığım ama burada bulamadığım şeyleri… 

Gelin 2019 yılının Ağustos ayına gidelim birlikte. Tezimin teslimine 2 gün kalmış ve biyolojik saatim iyice sapıtmıştı. Ben gece daha verimli çalışanlardanım. Son birkaç haftadır tüm gece çalışıp sabaha karşı uyuyordum. O gece tezimle ilgili çok kritik bir detay yakalayıp, tartışma kısmında rahat bir 5-6 sayfa değiştirdim. Hani bir şey yaparsınız, sonra çok beğenip arkanıza yaslanıp keyifle gülümsersiniz ya, işte o tatmin hissiyle sabah 7 gibi bilgisayarı kapattım. Sonra aklıma birkaç bir şey daha eklemek geldi, bilgisayarı açtım ve sürpriz! Tezimin son hali orada değildi. Ne olduğuna dair hala net bir fikrim yok, aslında eklediğim her şeyi sürekli kaydediyordum, otomatik kaydetmenin de açık olduğunu düşünüyordum ama bilgisayarı uzun zamandır tam anlamıyla kapatmayıp üstten kapağını iteklemiştim. Ah Beyza, benim üzümlü kekim... 1 saat boyunca her yolu denedim, yok yok yok. Ertesi gün tez teslimi vardı. Gerilen omuzlarımı serbest bırakıp ağlama vakti gelmişti. Ağladım, ağladım… O sırada annem aradı, sonra biraz da birlikte panik yaptık :D Moms are so predictable. Artık vücudum strese dayanmıyordu, birkaç saat uyuyup duruma bakarım diye düşündüm. Odama çıktım, yatağa yattım ama tabii ki uyuyamadım. Yatakta bir süre debelendikten sonra kalkıp okulun IT servisini adam ve kibarca dedim ki: “Hello darling, ben teknoloji özürlüyüm, bir halt yedim, bana yardım et nolur.” :) O sırada adam kesin demiştir bu kızı King’se nasıl aldılar diye. :D Neyse, bilgisayarıma uzaktan bağlanıp belgeyi bir şekilde kurtardılar. Pihuuw! Nasıl bir rahatlamaydı anlatamam. 3-4 saatlik stresli bir uğraştan sonra nihayet uyuyabilirdim, yalnızca 3 saatçik de olsa şimdiye kadarki en bebeksi uykularımdan biri olabilir. Ertesi gün ise hiç uyumayıp tezimi sisteme yükledim. Akşam için muazzam bir kutlama planım vardı. Şimdi de sizi teslimden 1 ay öncesine götürüyorum. 

Londra’dan ayrılmadan güzel bir klasik müzik konserine gitmek istiyordum. İngilizler pek çok konuda iyi olsalar da tanınan çok az klasik müzik bestecileri var, Edward Elgar onlardan biri. Çello konçertosu en sevdiğim eserdir. İlk dinlediğimde sene 2015ti. O zamanlar üniversitedeydim, amatör bir orkestrada keman çalıyordum. Bir gün provaya erken gitmiştim. Orkestra şefi, Samuel, çellosuyla bu eseri çalıyordu. O kadar etkilenmiştim ki melodiden! Hem bir parça aşk vardı sanki hem de biraz hüzün. Sorduğumda Samuel, Elgar’ın o eseri ölen eşi için bestelediğini söyledi. Bu kadar girift duyguların notalarla bu denli etkili aktarılması beni çok etkilemişti. Bugüne kadar hala beni o kadar etkileyen bir eser olmadı. Konserleri araştırırken, tezimi teslim edeceğim gece Royal Albert Hall’de bu eserin çalınacağını gördüm, hem de solist Sheku Kanneh-Masondı; Prens Henry ve Meghan’ın düğününde konser veren, yeni yeni popüler olan genç bir yetenek. Konsere 1 ay vardı ama çok az sayıda bilet kalmıştı, hemen bir bilet aldım.

22 Ağustos günü tezimi teslim ettim, neredeyse son 96 saattir doğru düzgün uyumamıştım ama telafi için vakit yoktu. Güzel bir yemek yedim, duşumu aldım, giyindim, en sevdiğim küpelerimi taktım ve konsere gittim. Eseri ilk defa canlı dinliyordum, konser salonunun akustiği, atmosfer tam anlamıyla muazzamdı. Muazzam. Gözlerimi kapatıp her enstrümana ayrı ayrı odaklandım, aldığım hazzı maksimumda yaşamak ve o 2 saatin her saniyesini beynime kazımak istiyordum. Tüm çabaya rağmen yorgunluğum ağır basmış olacak ki bi ara uyuyakalmışım :) Ama uyandığımda orada, o anda olmanın tadınını kelimelerle anlatmam mümkün değil. Hayalini kurduğum master acısıyla tatlısıyla nihayet bitmişti ve ben, yalnızca bana ait o anda kendimle başarımı kutluyordum.

İşte sanırım özlediğim şey tam olarak bu. Tabii ki burada da tatmin olduğum şeyler var. Her gün bir bebeğin hayatına dokunuyorum mesela. Bazen anneler o kadar rahatlamış, o kadar minnet dolu bakıyorlar ki işte bu diyorum; hayattayım, yaşıyorum ama yetmiyor. Burada tanıştığım bir arkadaşım bana şöyle demişti; “Bir süredir ödül mekanizmam çalışmıyor, sevdiğim bir şeyi yapsam da dopamin yolakları aktive olmuyor, beynim diyor ki hocam neyin ödülü bu?”. :) Garip bir yorumlama şekli ama belki de sorunum bir süredir konfor zonumdan çıkmıyor olmam ve dopamin reseptörlerimin daha fazlasına alışkın olmasıdır. Başarı zorlukla geliyor ve kimilerimiz için bu bir bağımlılık.  O zaman sizce de artık karar alıp hayal ettiğim şeyleri yapmanın zamanı gelmemiş mi? Frank Sinatra’nın My Way şarkısında anlattığı gibi bir son istiyorum hayatımda. Az pişmanlığım olsun, bahsetmeye değmeyecek kadar. Dolu dolu yaşayayım. Gerekirse zorlanayım ama sonunda diyeyim ki: I did it my way. Di mi? 
 

Aşağıda o gece gittiğim konserin linkini sizinle paylaşıyorum. Thanks for reading my bla bla :) 

 

https://www.youtube.com/watch?v=lNVe_1Eb5dw&t=9s

 

With love, Beyza. 

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et