Okuyanlar Anlatıyor

Hello Colchester!


Sezin Nurlu / Nisan 27, 2021 / 161 Görüntüleme / 0 Yorum

Bir minik kasaba Colchester. Üniversite bölgesi canlı, capcanlı, kasabanın kendisi '' corpse bride'' cinsinden. İşte bu yanı muhteşem! Sakinlik istiyorsan Colchester Town 15 dakika, (hatta üniversitenin muhtemelen kampüsünün bazı yerleri de sakinlik için paha piçilemez), ama yok benim kafa sarhoş olmadan dağılmıyor dersen üniversitenin daima 'fresh' kalan gençleriyle Sub Zero' ya da SU bara alabiliriz seni... Ben daha çok sakin kısmını tecrübe etmek istedim kaldığım 4 sene boyunca, yalan yok.
Ama uzun lafın kısası Colchester Town ve Üniversite adeta birbirine zıt duran iki sevgilinin inatla beraber yaşamaya devam etmesi gibi.

Colchester'da ne var? Şahane binalar ve yapılar var. Bazı sokakları daracık, bazı sokakları nostaljik, bazı sokaklar karanlık, bazıları ise aydınlık cinsten... Zaten İngiltere'nin eski kasabası olarak kendini kitaplara yazdırmış. Cumartesi günleri ikizim ve kuzenimle rutinimiz bu binalar arasında yürüdükten sonra önce Cafe Nero'ya gidip essayler üzerinde çalışmak, daha sonra haftalık alışveriş öncesi bayıla bayıla yediğimiz Nandos ile baş başa kalmaktı (Peri peri sos aklımdan hala çıkmaz!) Ha alışverişi bazen önceden yapardık, çünkü Colchester'da dükkanlar ve marketler belli bir saate kadar ayakta kalabiliyorlardı, aynı halkı gibi... Şimdi ne durumda hiç bilmiyorum.

Ah dükkan demişken, Turkish Market bayıldığım yerlerden biriydi. Tabiri caizse gavur memleketinde ne bulamazsanız sanki sadece o dükkanda toplanmıştı.
Türk yemeklerini evet bulmak zor oluyor. Tabii bir anne yaprak sarması arıyorsanız ya da bir mantı ...Yoksa seçici bir kebapçı değilseniz, bulamamanız imkansız! İkizimle beraber ilk yaptığımız mantıları oklava bulamadığımız için elimizde en kalın ve silindir şeklinde olan kağıt havlu rulosuyla açmıştık. İşte aradığımız yaratıcılığı bulmuştuk! Ama mantıyı?? Eh diyelim, gözünüzü kapatıp bol baharat yoğurtla  yavaş yavaş çiğneyince aynı bizim mantılar :) Hayal gücümüze sağlık! 

Bu tür yaratıcılıkların dışında , daha ilk yılım ve o ilk yılın getirdiği ürkeklikle beraber ot içmeden insanın kafası nasıl tatlıya bağlar tecrübe etmiş oldum. Tüm kat ama tüm kat (6 oda) ot içtiği zaman artık kapı altlarındaki boşluklar hava aldırma görevinden çıkıp kafa tatlılığına yol çiziyorlar. İlk senemde arada salak salak güldüğümü anımsıyorum. İkizim ve kuzenim 'sen ne iciyorsun' derlerdi arada. İlk yılki sosyal içiciliğimden sonra burnum ot radarı gibi olmuştu , artık rahatsız etmiyor, sadece anıları canlandırıyordu.

Ve daha neler neler; tren maceralari, kaybolmalar, trenlerin sadece bir yöne gitmesi gerektiğine inanan yeni üniversiteli Sezin ve nicesi...

Bir sürü ırk ,bir sürü insan, bir sürü arkadaş, bir sürü gönül kırgınlıkları ve gönül bağları giriyor hayatınıza ama size gerçekten sımsıkı sarılanlar hiç unutulmuyor, aynı bu blogun sahibi gibi...

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et