İlginç Bilgiler

Cesaretli Misyoner John Allen Chau'nun Esrarengiz Hayatı


Kasım 29, 2023 / 277 Görüntüleme / 0 Yorum

Size 60.000 yıldır teknolojiden uzak, ilkel ve saldırgan bir kabilenin hala günümüzde varlığını sürdürdüğünü söylesem bana inanır mıydınız?

Peki bu kabilenin yaşadığı, yakınından bile geçmenin cesaret isteyeceği adaya tek başına ziyaret etmeye yeltenen bir adamın olduğunu söylesem?  Sizce bu cani ve saldırgan kabile bu cesaretli adamı nasıl karşılamış olabilir? Diye başlamıştık sözlerimize Kuzey Sentinel Adası ile ilgili yazımızda.

Teknolojiden Uzak Bir Kabile | Kuzey Sentinel Adasında Yaşayan Sentinel Kabilesi adlı yazımızda hayatından tam bahsedememiştik bu cesaretli adamın. 

Bugün John Allen Chau'nun kimsenin bilmediği, dile getirmediği hayatının derinliklerine dalacağız ve yapmış olduğu eylem her ne kadar birçok kişi için anlaşılmaz ve saçma gibi gözükse de iç dünyasında kendisinin hayatını hiçe sayacak derecede anlamlandırdığı misyonunu gözler önüne sereceğiz.

John Allen Chau'nun adı birçok kişi için belki sadece bir gazete manşeti veya tartışma konusu olabilir. Ancak, bu sıradışı adamın hayatının derinliklerine daldığımızda, birçok insanın anlam veremediği, hatta reddettiği bir misyona olan inançla nasıl yanıp tutuştuğunu göreceğiz.

Onun hikayesi, sadece bir maceraperestin cesur yolculuğunu değil, aynı zamanda inandığı değerler uğruna ne kadar ileri gidebileceğini de anlatıyor. Yüzeysel bir bakışla, Chau'nun eylemleri anlaşılmaz veya mantıksız olarak nitelendirilebilir. Ancak onun iç dünyasına, motivasyonlarına ve bu misyonunu nasıl bu kadar içselleştirdiğine daha derinlemesine baktığımızda, onun hikayesinin sadece kendisinin değil, insan doğasının ve inancının da bir yansıması olduğunu fark edeceğiz. Ayrıca yazımızda azınlıkta da olsa, onun hala hayatta olabileceği yönünde dillendirilmeyen teorilere de yer vereceğiz. Hatta bu ihtimalin ne kadar güçlü olduğunu farklı perspektiften size göstermiş olacağız. 

John’un hikayesini öğrendiğinizde inancınız ne olursa olsun onun yaratıcıya olan sevgisine saygı duyacağınızı düşünüyorum.

Kahveleriniz hazırsa başlıyoruz...

Tanrıya Adanmış Bir Ömür 

Chau, Alabama'da doğdu ancak Büyük Okyanus'un Kuzeybatı kıyılarına yakın olan Vancouver, Washington'da büyüdü. Psikiyatrist bir Çinli babanın ve Avukat Amerikalı bir annenin yanı sıra iki kardeşiyle birlikte büyüdü. Çocukken iki büyük tutkusu vardı ve bu tutkular zamanla iç içe geçti: doğada macera ve İsa Mesih.

Chau, Hristiyan bir ailede büyümüştü. Ailesi, üyelerinin bazen dillerde konuştukları Pentikostal bir kilise olan Tanrı'nın Meclisleri'ne üyeydi. Vancouver Christian Lisesi'nde eğitim aldı; bu okul, yedi sınıfta toplam 90 öğrencisi olan sıcak bir topluluğa sahipti.

Doğuştan çalışkan olan Chau, okul hayatında ve dış etkinliklerde oldukça başarılıydı. Kulüp aktivitelerine ve hayır işlerine aktif olarak katıldı. Pentikostal bir izcilik organizasyonu olan Kraliyet İzcileri'nde en prestijli madalyayı elde etti. Bu madalyayı alabilmek için İncil'in tamamını okuma veya dinleme şartı bulunuyordu.

Lise yıllarında Meksika'ya yaptığı misyon gezisi onun üzerinde derin bir etki bırakmıştı. Dönüşte, yaşadıklarını paylaşan bir konuşma yaptı ve "Ilımlı olamayız. İnancımızı savunma yeteneğine sahip olmalıyız," dedi. "Dış dünyaya adım attığımızda, bize karşı olan ve bize sorular yönelten kişilerle karşılaşacağız. Bu yüzden neye ve neden inandığımızı tam olarak bilmeliyiz." Şeklinde konuştu.

Her şey Robinson Crusoe ile başladı..

John Allen Chau, henüz küçük bir çocukken, bir gün babasının çalışma odasındaki kitapları karıştırırken, Robinson Crusoe'nun resimli baskısını buldu; ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesini anlatan bu klasik hikâye, onu derinden etkilemişti.

Daha sonraları bir doğa tutkunu konseptli web sitesinde şu ifadeleri kullandı: "İlkokul yıllarımın başlarında İngilizce okuma konusunda yaşadığım zorlukları aşabilmek için, The Sign of the Beaver gibi daha basit çocuk kitaplarına yöneldim. Bu hikayeler, kardeşimle beraber yabani böğürtlen suyuyla yüzlerimizi boyayıp, el yapımı yay ve mızraklarla bahçede maceralara atılmamıza ilham verdi.’’

Ayrıca, doğa bilimci John Muir, kâşif David Livingstone ve Güney Amerika'nın Bari halkını Hristiyanlığa döndüren Bruce Olson gibi isimleri hayranlıkla takip ediyordu. Bu isimler onun idolleri olmuştu.

Kuzey Sentinel Adası’nı İlk Öğrenme Anı

Kuzey Sentinel Kabilesi

Chau'nun Tanrı'ya derin bir saygı duyan, doğayı seven ve sınırlarını zorlama eğiliminde olan bir yapısı vardı. Bu özellikleriyle misyoner olmaya olan ilgisi gayet doğaldı. 

Lise yıllarında Joshua Project isimli misyoner veri tabanında Sentinel halkı hakkında bilgiler edindi.

Joshua Project sitesi, Sentinel halkını 'çok izole' bir topluluk olarak tanımlamış ve Hint hükümetinin bu halkın yaşadığı Kuzey Sentinel'e girişi yasakladığını belirtmişti. Ve site Hristiyanların Sentinel halkı ile ilişki kurabilmeleri ve onlarla birlikte yaşayabilmeleri adına, Hint hükümetinin tutumunun olumlu olması için dua edilmesini tavsiye ediyordu. Ayrıca site, Sentinel halkının temel sağlık hizmetlerinin yanı sıra, Tanrı'nın onları sevdiği ve onlar için bir bedel ödediği bilincine de ihtiyaç duyduğunu vurguluyordu.

Bu bilgiler karşısında şaşkına uğrayan John, bu kabileye adeta âşık olmuştu. Belki de yıllardır içinde aradığı misyonu bulduğunu düşünmüştü.

Ne yapıp ne edip bu adaya giderek orada yaşayan kabileye Hz. İsa’dan bahsetmeli ve kendi inancı olan Hristiyanlığı aktarmalıydı. 

John bu misyonunda, İncil’de Matta 28:19’de yer alan Hz. İsa’nın sözlerinden ilham almıştı.

"Bu yüzden gidin ve bütün ulusları öğrencilerim yapın"

Chau, Kansas City, Mo. Merkezli bir misyoner grubu olan ve 40 ülkeye Hıristiyan misyonerler gönderen All Nations ile güçlerini birleştirmişti.

"All Nations" adlı kuruluşun amacı, İncil'i yaymak ve İsa Mesih'in isminin bilinmediği bölgelerde kilise kurmak üzerine misyonerleri yetiştirmektir. 

Bu kuruluş, misyoner camiasında, bu görevin kapsamlı olması gerektiği konusunda bir vurgu yapan küçük ama etkili bir kesimi temsil etmektedir. 

2018 yılında, Global Hristiyanlık Araştırma Merkezi'nin tahminlerine göre 440.000 aktif Hristiyan misyoneri bulunmaktadır. Misyonerlikte, temas edilmemiş kabilelere dini yayma fikri genel kabul görmese de bu yaklaşımın var olduğunu biliyoruz. 

Survival International temsilcisi Grig, 1990'ların başından itibaren ana akım misyoner organizasyonlarının bu kabilelere odaklanmadığını ifade ediyor. Ancak, özellikle Kuzey Sentinel adası olmasa da, bu tür kabilelere dini yayma çabalarının sürdüğüne dair hikayeler duyulmaktadır.

İşte bu misyonerlerden biri de John Allen Chau’ydu.

Chau, Sentinel Adası'nı, henüz bir dinle karşılaşmamış olan insanlarının yaşadığı, şeytanın son kalesi olarak tanımlıyordu. Ancak bu görevin kolay olmadığını biliyordu. Buraya gitmeden önce derinlemesine bir hazırlık yapmalıydı. Adaya daha önce gidenlerin başına gelenlerden ders alarak, uzun vadeli bir strateji oluşturdu. Kendisini yıllarca sürecek olan bir eğitim sürecinin içine atacaktı...

John Allen Chau’nun aldığı eğitimler

Öncelikle, kendini açık hava liderliği konusunda eğitti. Sentinel halkının dilini bilmediği için dilbilim üzerine eğitim aldı. 

Misyonerlik, kültür antropolojisi gibi konularda kitaplar okudu. Acil tıbbi durumlar için eğitim aldı ve fiziksel olarak kendini hazırladı. Ayrıca Amerika'da, misyonerler için özel bir eğitim kampına katıldı. Bu kampta, sahte saldırılarla misyonerlerin nasıl tepki vereceği test ediliyordu.

Amerika'da 3 yaz boyunca bekçi ve acil hemşire olarak çalışarak küçük bir kabinde hayatını sürdürdü. 

2018'in Ekim ayında, Kuzey Sentinel Adası'na hareket etmeden önce, ada halkına hastalık bulaştırmamak için kendisine 13 ayrı aşı yaptırdı ve gözlük kullanma ihtiyacından kurtulmak için göz ameliyatı oldu. Yine ada halkını düşünerek onlara bir hastalık taşımamak adına, iki haftalık bir karantina süreci geçirdi.

Ve nihayet, takvimlerimiz 14 Kasım 2018'i gösterdiğinde kimsenin cesaret edemediği bir serüvene atıldı.

John ada halkına karşı mümkün olduğunca tehditkâr görünmemek için grupla birlikte gitmek yerine tehlikeli adaya tek başına gitmek istediğini söylemişti. Ve sevecen gözükmek için ada halkına vermek adına yanında top ve balık gibi bazı hediyeler de almıştı.

Peki civarına 9 km bile yaklaşmanın hükümet tarafından yasak koyulmuş olan bu adaya John nasıl ulaşacaktı? 

Tabi John bunu da düşünmüştü. Hayat boyu biriktirdiği 30.000 doları bir balıkçıya rüşvet vererek adamı yasak yollardan adaya gitme konusunda ikna etmişti. 

Gecenin karanlığı çöktüğünde adaya doğru sessizce yola çıktılar. Ancak kıyıya yaklaştıkça, balıkçının cesareti kırıldı ve daha fazla gitmeyi reddetti. 

Bu andan itibaren John, küçük bir kayıkla yolculuğuna devam etmeye karar verdi. Yaklaşık 8 yıl boyunca eğitim aldığı ve hayalini kurduğu bu anın eşiğindeydi ve adrenalinle doluydu. 

Yerli halkın onu yabancı bir tehdit gibi görmemesi için onlar gibi olmalıydı yani üzerindeki kıyafetleri çıkarmalıydı...

Kıyıya yaklaştığında, ormanın derinliklerinden sarıya boyalı yüzleriyle bazı yerliler belirdi. John, “Ben John! Size zarar vermek istemiyorum,” diye seslendi. 

Ancak yerlilerden biri, elindeki oku John’a fırlattı. İlk ok John’un elindeki İncil kitabına saplandı. Ardından gelen oklarla John (sanırım hafif yaralanıp) denize düşerken, yerliler onun kayığına el koydu. 

John, uzakta bekleyen balıkçı teknesine geri dönmek için zorlu bir yüzme maratonuna başladı. Tekneye sığınan John, günlüğüne yaşadığı anları yazdı.

‘’Av sırasında çıkartılan bağırma seslerini ve nidaları duydum. Ok menzilinin dışında olduğumdan emin oldum. Ancak ne yazık ki bu aynı zamanda sesleri tam duyma mesafesinin dışına çıkmam anlamına geldi. Bana bağırmalarının (görebildiğim kadarıyla yaklaşık 6 kişiydiler) ardından biraz daha yaklaştım. Söyledikleri sözleri papağan gibi tekrarlamaya çalıştım. Çoğu zaman kahkahalarla gülüyorlardı. Dolayısıyla muhtemelen benim hakkımda kötü şeyler söylüyor ya da dalga geçiyorlardı. Benim adım John, sizi seviyorum ve İsa da sizi seviyor' diye seslendim. Yaylarına oklarını sürmüş olduklarını görünce hafifçe paniklediğim için pişmanım. Balığı aldım ve onlara doğru attım. Üzerime gelmeye devam ettiler. Tekneye kadar hayatımda hiç olmadığı kadar hızlı gittim. Biraz korktum ancak çoğunlukla hayal kırıklığı hissettim. Beni hemen kabul etmediler"

Not defterini arkadaşı Alex’e teslim etmesi için balıkçıya verdi. Ve yaşananlar onun azmini pek kırmamış olsa gerek ki John, ertesi gün tekrar bir deneme daha yaptı, ancak bu onun son denemesi olmuştu. Onunla birlikte giden balıkçı, olayın ardından tutuklandı ve hapse atıldı. Balıkçının ifadesine göre John, yerliler tarafından bir iple bağlanarak sürüklenmişti. 

John’un bu eylemine ve ölüm haberine tepki olarak sosyal medyadaki binlerce kişi Chau'yu "bencil", "saygısız" ve bu geziye kalkıştığı için "aptal" olarak nitelendirdi. 

Yapılan yorumlar çok acımasızcaydı. Ama John merhametli bir kalbe sahipti. İnancı için sadece kendisini tehlikeye atmıştı. John’un ada halkına karşı herhangi bir nefreti yoktu. Bilakis ok saldırılarına maruz kalmasına rağmen hala onların bağışlanmasını düşünüyordu.

Günlüğünde yer alan duygusal bir notunda, “Eğer beni öldürürlerse, Tanrım onları bağışla,” yazmıştı.

Ki zaten John ada halkına herhangi bir zarar gelmemesi adına kendisini 2 hafta karantinaya kapatmış ve 13 adet aşı vurdurmuştu. Yani John insanların acımasızca yorumlarını hak etmiyordu.

Aldığı tüm eğitimleri bir kenara bıraksak bile John’nun bu göreve olan aşkını ve hassas sevgi dolu kalbini şu tek bir olayla bile anlayabilirsiniz; 

John kendini bu göreve o kadar adamıştı ki eğer geri dönemezse arkasında kırık bir kalp bırakmamak için hayatında hiçbir duygusal ilişkiye yer vermemişti. Yani hiç kız arkadaşı olmadı (Üstelik kızlar arasında çok popüler biri olmasına rağmen). 

Arkadaşlarının söylemlerine göre John "Tanrıyı, yaşamı, ihtiyacı olanlara yardım etmeyi seviyordu ve Sentinel halkına karşı sevgiden başka hiçbir şeyi yoktu.’’

Ayrıca John çevresi tarafından çok sevilen örnek gösterilen bir bireydi. ORU'dan bir sınıf arkadaşı John’u şu sözlerle özetledi: "John, insanlara görüldüklerini, değerli olduklarını ve sevildiklerini hissettirme konusunda benzersiz bir yönteme sahipti" dedi. "John'la konuştuktan sonra arabama binerdim ve 'Tanrım, beni John'a daha çok benzet' diye dua ederdim."

Chau'nun balıkçıya teslim ettiği son günlerine dair anılarını yazdığı günlük, ölümünden kısa bir süre sonra ortaya çıktı.

Annesi ve babasına hitaben yazdığı bir girişte, “Hepiniz bu durumda benim deli olduğumu düşünebilirsiniz, ama bu insanlara İsa'yı ilan etmenin buna değer olduğunu düşünüyorum... Eğer ölürsem, onlara veya Tanrı'ya kızmayın.” sözleri yer alıyordu. 

Ayrıca John’un arkadaşı John Middleton Ramsey de onun eylemlerini şu sözlerle savunmuştu. "Onun motivasyonu Sentinel halkına duyduğu sevgiydi. Cennete ve cehenneme inanıyorsanız, o zaman yaptığı şey bir insanın yapabileceği en sevgi dolu şeydi."

Peki John gerçekten ölmüş müydü? Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Gerçekten böyle bir şey mümkün olabilir mi?

John Allen Chau Hâlâ Yaşıyor Olabilir mi?

John Chau ve arkadaşları

Bu pek az kişinin dillendirdiği bir ihtimal olsada güçlü argümanlara sahip olduğunu düşünüyorum. Hatta öldüğüne dair argümanlardan daha güçlü. Araştırmalarım sonucu bende bu teoriye katkıda bulunmak için bir analiz yapacağım.

Öncelikle John’un öldüğüne dair tek kanıt onu adaya götüren balıkçının görgü tanıklığı olduğunu biliyorsunuz. Yani ondan rüşvet alıp para karşılığı tehlikeli adaya götüren bir adam. 

Bunu cebe alalım ve devam edelim. 

Bu teoriye inanan sadece bir azınlık değil. Bu teoriye John’un annesi ve arkadaşı da inanıyor...

Chau'nun annesi Linda, cesedinin hala bulunamamış olmasından dolayı oğlunun hala hayatta olabileceğine inanıyor ve ‘’John'un hâlâ hayatta olabileceğine dair hisleri olduğunu’’ söylüyor.

John’un yakın arkadaşı John Middleton Ramsey de The Sun Online'a yaptığı açıklamada arkadaşının saldırıyı atlatmış olabileceğine inandığını ve yetkililerin bu ihtimali göz ardı etmemesi gerektiğini belirtmişti. 

‘’Hala hayatta olma ihtimali olduğunu düşünüyorum. Bunun olmayacağını söyleyemem.’’

John’un arkadaşı, balıkçıların John’un oklarla hedef alındığını ve kabile mensupları tarafından plaj boyunca sürüklendiğini gördüğüne dair iddiaların yalnızca tek bir kaynaktan geldiğini dolayısıyla yeterli olmadığını da belirtiyor.

"Ve çok fazla görgü tanığı yoktu, dolayısıyla cesedi bulunamadığından, küçük bir ihtimal olsa bile bunu göz ardı etmemeliyiz."

Peki John hala nasıl hayatta kalabilir? Ve bunu nasıl başarmış olabilir?

John’un arkadaşının anlattıklarına göre John adaya gitmeden önce bazı kişilere planlarını anlatmıştı.

Genç misyoner, Sentinel halkıyla birlikte yaşayarak, onların dilini öğrenerek, onları Hıristiyanlığa dönüştürerek ve hatta İncil'i onlar için tercüme ederek zaman geçirmeyi umuyordu.

Ancak John, İncil'i Sentinel halkına hemen vaaz etmeye başlamayı planlamadığını ve önce onlarla arkadaş olmak ve kültürleri hakkında bilgi edinmek istediğini söyledi.

Ramsey, Chau'nun liseden beri Kuzey Sentinel Adası'na bir gezi planladığını açıkladı.

Ramsey arkadaşının güzel plan yapan biri olduğunu dile getirerek planları hakkında şunları söyledi:

“Döndükten sonra bana geri dönme planlarını anlattı ve adaya varır varmaz İncil'i vaaz etmeye başlayacak değildi; ilk önce insanları biraz tanımak istiyordu.‘’

“İnsanları tanımak, onların dilini öğrenmek ve sonunda dili yeterince iyi bildiğinde İncil'i onlarla paylaşmak ve belki de daha uzun vadede İncil'i onların diline çevirmek istiyordu.’’

John'un planlama konusunda doğal bir eğilimi vardı ve bu süreçte bu tam anlamıyla ortaya çıkmıştı. Yanında ne götüreceğini planladı, ekipmanını sıraladı, ardından adadaki yerlilerle buluşmadan önce adada saklamayı planladığı kutulara ne kadarının sığacağına karar verdi. 

İlk gün için planlar, erken hedefler için planlar ve işler yolunda gitmezse ne yapması gerektiğine dair bir B planı yazdı.

Plan A, adalılarla iletişim kurmak ve dilini ve kültürünü öğrenene kadar aralarında yaşamaktı. Ardından onlara İsa Mesih'in sevgisini ve fedakarlığını anlatacaktı. Bunun yıllar, belki de on yıllar alacağını biliyordu.

Dikkatli planlaması, bir Plan B'yi de içeriyordu: Kabile mensuplarının onu hoş karşılamayabileceği, hatta onu öldürebileceği olasılığı. Tıpkı 2006'da Kuzey Sentinel kıyısına sürüklenen iki balıkçıyı öldürdükleri gibi.

Nihai kararları ve ayrıntıları düşünürken bile arkadaşları, yeteneklerini sonuna kadar kullanan bir adam görüyordu.

Peki John adada uzun yıllar boyunca kalabilmek için bir sahte ölüm hikayesi planlamış olabilir miydi?

John'un cesedi asla bulunamadı. Öldürüldüğü takdirde cesedinin adaya bırakılmasını talep etmişti.

Şimdi bir şeyler kafanızda oturuyor mu? Biraz daha açayım.

John için başarı o adada yıllar boyu kalabilmek onların içine sızmaktı. Bu amaç doğrultusunda Sentinel dili hakkında çok az şey bilindiğinden, adalılarla iletişim kurmasına yardımcı olacağını umarak Wycliffe İncil Çevirmenleri'nin bir şubesinden dilbilim kursu aldı. 

Buna ek olarak, tıp eğitimi aldı ve Sentinelese'e temel sağlık hizmetlerini sağlayabilmek için vahşi EMT (acil tıp teknisyeni) sertifikası aldı. 

Bağışıklık sistemlerinin ithal edilen Batı virüslerine karşı savunmasız olacağını bilerek her türlü hastalığa karşı aşılandı ve kontakt lenslerini temiz tutma konusunda endişelenmesine gerek kalmaması için lazer göz ameliyatı geçirdi.

Adada sıcak suyun olmayacağını bilen John, vücudunun uyum sağlamasına yardımcı olmak için hergün soğuk duşlar bile alıyordu. 

John adada hizmet etmeye o kadar odaklanmıştı ki yurt odasının duvarında Kuzey Sentinel'in havadan bir görüntüsü asılıydı.

Çalışmadığı zamanlarda adaya hazırlanmasına yardımcı olacak kitaplar okuyordu: misyonerlik biyografileri, dilbilim kitapları, kültürel antropoloji kitapları.

John'un Tulsa, Oklahoma'da gittiği okul olan Oral Roberts Üniversitesi'ndeki öğrenci misyonları ofisinin eski bir temsilcisi, "Bedenini, zihnini ve ruhunu şartlandırmıştı. Şimdiye kadar tanıştığım en hazırlıklı adamlardan biriydi.” diye konuştu.

All Nations'ın yönetici lideri Mary Ho, bir VOM Radyo röportajında, "John aslında şimdiye kadar tanıştığım en iyi hazırlanmış ve niyetli misyonerlerden biri" dedi. “Bizi arar ve 'Kültürel antropoloji hakkında daha fazla bilgi edinmek için kendimi nasıl hazırlarım?' derdi. 'Tamam, işte konuyla ilgili 10 [veya] 20 kitap var' derdik. 'Ah, yarısını okudum' derdi. Kelimenin tam anlamıyla iki hafta sonra şöyle diyecekti: 'Onları okumayı bitirdim. Sıradaki ne?'"

Yani demek istediğim şey John bu misyon için 8-10 yıl kadar her türlü eğitimi ve bilgiyi almıştı. 

Ve onun için başarı adada yıllarca kalabilmekti. Peki bunu nasıl yapabilirdi? Hükümet tarafından ada halkının virüslerden zarar görmemesi adına ada büyük önlemlerle korunuyordu. Kesinlikle orada başka bir insanın olması yasaktı. Yani eğer balıkçı John’un öldüğünü gördüğünü söylemeseydi bu hükümeti ve John’un ailesini ayağa kaldıracaktı. Ve hem adadakilerin sağlığı hem de John’un hayatı için onu oradan almaya geleceklerdi. Ama zaten ölmüş ve cesedinin, tabiri caizse yamyam bir halk tarafından sürüklendiği görülen biri için hükümet adalılarla savaşa girmeye tenezzül etmezdi. Bu adalılar için büyük bir tehlike olurdu. 

Ayrıca cesedi tespit etmek için gönderilen ekibe de saldırdılar ve geri göndermişlerdi. Yani John’un orada yıllarca kalabilmesi için herkesin onun orada öldüğünü bilmesi gerekiyordu. Ki zaten vasiyeti eğer ölürse kesinlikle cesedinin aranmaya gelmemesiydi. 

Yani bu teori bizi nereye götürüyor? John balıkçıya ekstra bir para verip yetkililere öldüğünü gördüğünü açıklamasını istemiş olabilir. Para için John’u dünyanın en tehlikeli adasına götüren bir balıkçının bunu kabul etmeyeceğini mi düşünüyorsunuz yoksa? Hadi ama.

John herkes tarafından ölü olarak bilinince adada yıllarca kalabilecek ve ada halkını uzun bir süreçte inceleyebilecekti. Onların dillerini öğrenecek ve onları analiz edebilecekti. 

John ailesinin ihbar edeceğini ve balıkçının yakalanacağını ve dolayısıyla kendisini aramaya geleceklerini çok iyi biliyordu. 

Senelerce eğitim alan ve bu doğrultuda planlar ve stratejiler geliştiren birinin amacını gerçekleştirmesi için tek seçeneğinin ölü olması gerektiğini bilmiyor olabileceğini mi düşünüyorsunuz?

Senelerce her türlü eğitimi alan bir adam adaya gelir gelmez ok saldırısına uğrayacağını bilmiyor muydu ki ölmesi sadece 5 dakikayı buldu? 

Söylenenlere göre John zaten Kuzey Sentinel Adası’nın yakınlarına birçok kez gelmiş ada halkının yerleşim yerlerini keşfetmişti. Hatta adanın bazı taraflarına hayatta kalabilmesi için kullanabileceği içinde bazı eşyaların bulunduğu kutular yerleştirmişti.

John balıkçıyla anlaşma yapmış olabilir zira günlüğüne balıkçıların zarar görmemesi adına şu sözleri yazmıştı: ‘’İşler kötü giderse, balıkçılar benim ölümüme tanıklık etmek zorunda kalmayacaklar’’

Yani John tamamen kendi hür iradesi ile oraya gideceğini ve eğer ölürse balıkçılara bu travmayı yaşatmak istemediğini belirtiyor. Dolayısıyla balıkçıların polisler tarafından yakalanma ihtimaline karşın işin içinde olmadıklarına dair onları koruyacak bu satırları eklemek istemiş.

Peki John’un günlüğüne yazdığı son anları da alıntı bir hikâyeden mi geliyor? Şimdi eğer hazırsanız sizi çok farklı bir noktaya götüreceğim.

John’un sahte ölümü Bruce Olson isminde saklı olabilir...

Chau, Hatchet adlı romanı çok seviyordu. Bu kitap, Alaska'nın vahşi doğasında kaza yaparak yalnız başına kalan bir çocuğun hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. 

Ayrıca, doğa bilimci John Muir, kâşif David Livingstone ve Güney Amerika'nın Bari halkını Hristiyanlığa döndüren Bruce Olson gibi isimleri hayranlıkla takip ediyordu.

Am en büyük ipucu, Chau'nun kahramanlarından biri olan Bruce Olson'daydı. 

Bruce Olson Kimdir? 

Bruce Olson

1961'de, 19 yaşındaki Olson, misyonerlik çalışmaları için reddedildikten sonra üniversiteyi bırakıp Venezuela'ya doğru yola çıktı ve sonunda Kolombiya sınırı boyunca uzak Motilone kabilesine (Bari olarak da bilinir) ulaştı. 

İlk başta uçan oklarla karşılandı, bu oklardan biri onun bacağına saplandı. 

Bu, John'un Kuzey Sentinel'e ilk iniş girişimini anımsatıyor değil mi? 

Olson sonunda ada halkı tarafından kabul edildi ve o zamandan beri onlarla ya da onların yakınında yaşamaya devam etti.

Geri döndüğünde 300.000'den fazla satan bir kitap yazdı ve bu, temas kurulmamış topluluklara hizmet etmek için bir tür rehber haline geldi.

Bu kitap, alçakgönüllülükle ve sabırla yaklaşıldığında, temas kurulmamış halkların sonunda İncil'e açık olacaklarına dair bir misyoner literatürü örneği gibi görünüyordu. 

Olson'ın çalışmalarının misyoner standartlarına göre başarılı olması da bu algıyı güçlendiriyor. Bir misyoner sitesi, Motilone'nin şimdi %70'inin Hristiyan olduğunu tahmin ediyor. 

Chau, kendisini Sentinelese için bir Olson figürü olarak mı hayal ediyordu? Gördüğünüz gibi aslında John’un günlüğüne yazdığı ilk saldırı anı ve sonrası için planladıkları Olson’ın hikayesinden mi esinleniyordu?

Belki de tıpkı Olson gibi orada yıllarca yaşayıp geri döndüğünde yaşadıklarını anlatan rehber niteliğinde bir kitap yazmak istiyor. John’un neler planladığını tam olarak bilemiyoruz ama idol edindiği kişilerin hayatları, aldığı eğitimler, ve misyonu itibariyle bulduğumuz yapbozun parçaları bizi John’un hala hayatta olabileceği ihtimaline daha fazla yakınlaştırıyor. Peki John o adada halka yakalanmadan yıllarca yaşayabilir mi?

Kuzey Sentinel Adasının alanı: 59,67 km² 

Karşılaşma yapabilmeniz adına söyleyeyim, ülkemizde bulunan Büyükada’nın alanı 5,4 km² (Nüfusu da 7.499)

Yani Sentinel adası geze geze bitiremediğimiz Büyükada’dan tam 11 kat daha büyük.

Halkın nüfusunun 50 ila 400 kişi olduğunun tahmin edildiğini de düşünürsek John rahatlıkla adaya öncesinde yerleştirdiği bir takım uzaktan izleme ve dinleme araçları ile (dürbün vs) halkı onlara yakalanmadan izleyebilir ve onların dilini kavrayabilir. Sonrasında da geliştirdiği taktiklerle onların dili ve hareketleri ile onlara etkili bir şekilde yaklaşabilir. Yani yakalanmadan yaşaması için yaşanacak alan bayağı bir geniş. Peki sizce John Allen Chau hâlâ yaşıyor olabilir mi?

John Allen Chau’nun hikayesi dünyanın en izole köşelerinde bile umut ve anlam arayışının evrensel olduğunu hatırlatıyor. Onun macerası, sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine ve sınırlılıklarına doğru bir dalıştı. 

Chau'nun cesareti ve kendini adaması, inancın gücünü ve insanoğlunun bilinmeyene olan sonsuz merakını yansıtıyor. Belki de onun en büyük mirası, aramızdaki farklara rağmen, hepimizin aynı evrende, aynı sorularla yaşadığını hatırlatmasıdır...

Kuzey Sentinel Adası ile ilgili detaylı bilgi için Teknolojiden Uzak Bir Kabile | Kuzey Sentinel Adasında Yaşayan Sentinel Kabilesi adlı makalemizi okumanızı öneriyorum. Sevgiyle kalın, gizemle kalın, hoşça kalın...

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et