İlginç Bilgiler

Dünya Üzerinde Açıklanamayan Gizemli Olaylar - Bölüm I


Şubat 01, 2023 / 1223 Görüntüleme / 0 Yorum

Bu yazımızda dünya üzerinde geçmişten bugüne yaşanan ve sebebi asla açıklanamamış gizemli olayları konu alacağız. Olaylar fazla olduğu için bölüm bölüm sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Her bölüm birbirinden gizemli olaylara tanıklık edeceksiniz.

I. Bölüm'de Konu Olan Gizemli Olaylar

  1. Dyatlov Geçidi Vakası
  2. Ourang Medan Olayı
  3. Kayıp Malezya Uçağı

Tüyler ürperten olayları anlatmaya hazırsanız başlıyoruz.. 

#1 DYATLOV GEÇİDİ VAKASI

Dyatlov vakasının geçtiği alan

Dünya üzerinde sebebi halen açıklanamamış garip olaylardan en gizemlisi de 2 Şubat 1959 yılında gerçekleşmişti. Hiçbir gezinin sonu bu kadar feci olmamıştı. Hiçbir gezi ardında bu kadar gizem bırakmamıştı. 

63 yıl önce 9 dağcı kendilerini bekleyen dehşet sonu bilmeden hayatlarının son gezisine çıktılar. Ardında bırakacakları gizemin 63 yıl boyunca çözülemeyecek kadar dehşet olabileceğini nereden bilebilirlerdi ki? 

Gizemi, 63 yıldır pek çok komplo teorisine ilham kaynağı olan Dyatlov Geçidi vakası 27 Ocak 1959'da Sovyetler Birliği'nde Ural Politeknik Enstitüsü'nden 9 kişilik bir öğrenci ekibinin Ural Dağları'nın kuzeyine bir keşif için yola koyulmasıyla başladı. 

Gençlerin Listesi

  1. Igor Alekseieviç Dyatlov, grup lideri olan Dyatlov
  2. Zinaida Alekseevna Koimogorova
  3. Lyudmila Alexandrovna Dubinina
  4. Alexander Sergeieviç Kolevatov
  5. Rüstem Viladimiroviç Slobodin
  6. Yuri Alexeieviç Krivonişenko
  7. Yuri Nikolaieviç Doroşenko
  8. Nicolai Viladimiroviç Thibeaux-Brinolles
  9. Semyon Alexandroviç Zolotarev

Başta 10 kişilik olan grup Yuri Yudin'in ayağını burktuğu ve hastalandığı için vijay'da geziye son verip geri dönmesiyle 2'si kadın, 7'si erkek olmak üzere 9 kişiye inmişti. Yuri Yudin'in siyatik sinirleri daha fazla yürümesine izin vermiyordu. Yudin, eşyalarını grubun diğer üyelerine dağıtıp evine geri döndü. Yudin bu duruma çok üzülmüştü. Ama belki de hayatındaki en büyük şansını geziye katılmamış olmakla kullandığını henüz bilmiyordu.

28 Ocak tarihinde başlangıç noktasına ulaşan gençler için ilk birkaç gün oldukça normal geçti. Zaten o günlerde çekilmiş fotoğraflar ne kadar mutlu olduklarını gözler önüne seriyordu. Hepsi birkaç gün sonra başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde gülüyor ve eğleniyordu. Üç hafta sürmesi planlanan gezinin önderi olan Igor Dyatlov'du. (Dyatlov Geçidi'nin ismi de grubun lideri olan Igor Dyatlov'un soyadından ötürü verilmişti.)

Igor, 12 Şubat'ta geziyi tamamladıktan sonra şehirdeki bir spor kulübüne mesaj gönderme sözü vermişti. 

Mesaj gelmediğinde başta kimse paniğe kapılmadı. Çünkü daha önce de kötü hava şartları nedeniyle geç döndükleri olmuştu. Hedefleri Gora Otorten Dağı'na ulaşmak olan grup yerel Mansice dilinde "Ölüm Dağı" anlamına gelen Kholat Syakhl Dağı'nın dondurucu yamaçlarında 2 Şubat 1959 gecesi gizemi asla çözülemeyen şeyler yaşadılar. 

Gruptan uzun süre haber alınamayınca ordu ve helikopter desteğiyle arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Sonunda kamp alanı bulunsa da kamp alanında dağcılar yoktu, sadece parçalanmış bir çadır ve dağcıların eşyaları vardı. Çadırın etrafında inceleme yapılmaya başlandı. İncelemelerde dağcıların ayak izleri tespit edilmiş ve izleri sürülmeye başlanmıştı. Araştırma derinleştikçe araştırmacılarının ve bölge sakinlerinin kanını donduracak detaylar gün yüzüne çıkıyordu. Çadırın etrafında yapılan araştırmada şok bir detay ile karşı karşıya kalmışlardı. Dağcılar çadırı içerden yırtmıştı ve gecenin karanlığında botlarını dahi almadan çadırdan kaçarak çorapla karın üzerinde koşmuşlardı. Dondurucu soğukta çadırı içten yırtıp kaçacakları kadar ne olmuş olabilirdi? Bu birbirinden deneyimli dağcılar neden çadırlarından donanımsız bir şekilde ayakkabı bile giymeden kaçmıştı?  Gece -30 derecelerde dağcıları o denli korkutan ve botsuz karda koşmalarına neden olacak ne yaşanmıştı?

Kurtarma ekipleri artık dağcıların cesetlerini bulmak ümidiyle ormanlık alana yönelmişlerdi. Kamptan 500 metre ileride sedir ağacının dibinde dağcılardan Yuri Krivonişenko ve Yuri Doroşenko’nun cansız bedenlerine ulaştılar. Ancak bulunduklarında üzerlerinde hiçbir kıyafetleri yoktu, her ikisi de çırılçıplaktı. Bu iki kişi sedir ağacının dallarını toplayarak ateş yakmış ve ısınmaya çalışmışlardı. Dağcıların üzerlerindeki elbiseler alınmıştı. Daha sonra anlaşıldı ki sağ kalan dağcılar arkadaşlarına ulaştıklarında ölmüş olduklarını görerek onların giysilerini giymişlerdi.

Yuri Krivonişenko ve Yuri Doroşenko’nun cansız bedenleri

Araştırmacılar, sedir ağacı ile kamp arasında üç cesede daha ulaştılar. Olayın yaşanmasının ardından üç dağcının kampa dönmek için yolda ayrı ayrı hayatlarını kaybettikleri saptandı. Bu üç dağcı ekibin lideri Igor Dyatlov, Zina Kolmogorava ve Rüstem Slobodin’di.

Dyatlov vakasında bulunan cesetler

Diğer dört gencin cesetlerine ulaşmak ise iki aydan daha uzun sürmüştü. 4 Mayıs’ta sedir ağacından 75 metre uzaklıkta dört dağcının daha cesetleri bulundu.  Bulunan cesetler o kadar korkunçtu ki cesedi bulan araştırma ekibi bu görüntünün şokunu atlatabilmek için buzlu bir fıçıya girdiğini söylüyordu. Çünkü cesetlerden Dubinina’nın dili, gözleri ve dudağı yokmuş ve kaburgalarında da kırıklar varmış. Zolotarev’in de kaburgalarındaki kırıklar tespit edilmiş. İlginçtir ki kaburgalarında kırıklar tespit edilen iki cesette de dışardan bir darbe izine rastlanmamıştı. Yani cesetlerden ikisinin kafatasında; diğer iki tanesinin ise kaburgalarında kırıklar bulunmuş olmasına rağmen yapılan incelemelerde hiçbir darbeye ya da şiddete maruz kalmadıkları tespit edilmişti. Bu çok ilginçti.

Rüstem Slobodin'in donma anındaki şekli

Ama daha çok daha ilginci vardı. Sonradan yapılan incelemede, elbiselerin üzerinde radyasyon kalıntılarına rastlanmıştı. Olayın şaşırtıcı başka bir detayı ise, Rüstem Slobodin’in donma anındaki şekliydi. Slobodin’in yanağı ve dudağı şişmiş ve darp edildiği anlaşılmıştı. Ayrıca Slobodin’in midesini tutarak sırtını dönmesi de darbe almaya devam ettiğini ve boğuşma izleri olduğunun düşüncesini ortaya koyuyordu. Akıllara gelen ilk soru şu olmuştur, “Rüstem Slobodin, o gece arkadaşı öldükten sonra kiminle boğuşmuş olabilirdi?” Çünkü yapılan incelemelerde çevrede hiçbir ayak izine rastlanmamıştı. Bütün bunlara rağmen cesetlerin travmaya uğrayan kısımlarının dış yüzeylerinde yani cesetlerin üzerlerinde yaralanma belirtileri bulunamamıştı. Cesetlerdeki tahribat, araba çarpmasına benzetilmesine rağmen, yara izlerinin oluşmaması, hadisenin esrarengizliğini iyice arttırıyordu.

Peki bu gençlere ne olmuştu? Yaşanan olaylar Koca ayaktan, uzaylılara ve gizli askeri deneylere kadar çok sayıda komplo teorisine neden olmuştu. 

Koca Ayak Teorisi

Kameralara yansıyan Kocaya Ayak'a benzeyen varlık

Dağcıların, daha çok karlı dağlık bölgelerde yaşadıkları söylenen ve kar canavarları olarak nitelendirilen Yetiler yani Koca Ayakların saldırısına uğradığına inanan birçok insan olsa da çalışmaların ardından olay yerinde dağcılardan başka hiçbir insan türü canlının ayak izlerine rastlanmamış olması bu teoriyi de çürütmekte. Ancak dağcılardan birinin kamerasında bulunan bir fotoğrafta Yeti'ye benzeyen bir yaratık görülüyor. Fakat bu da sonradan devletin suçu koca ayaklara atmak için düzenlediği bir komplo olabilirdi. Çünkü bazı teorilerde katilin bizzat devlet olduğuna da inanılıyordu. Bazı insanlar hükümetin otopsi raporlarını sakladığına ve bu ölümlerden hükümetin sorumlu olduğuna inandı.

Çünkü olay yerinde dört kamera bulunmuş ve olay yerinden kaçan dokuz dağcıdan sadece Semyan Zolotarev kamerasını yanına almıştı. Ne gariptir ki bu kamera kayıtları kimseyle paylaşılmamıştı. Ayrıca, grubun genel bir günlüğü olduğu gibi, Yuri Doroşenko da özel bir günlük tutuyordu. 9 kişilik ekipteki herkes kendince günlük tutuyor, minik notlar alıyordu. Fakat incelemelerde bunlara da ulaşılamamıştı. Olayın hemen ardından Rus makamları inceleme başlatsa da cesetler üzerinde yapılan otopsi işlemlerinde net bir sonuca ulaşılamadı. Adli tıp uzmanları, beş cesedin hipotermi ile (yani soğuk etkisi ile donarak) öldüğünü açıkladı. Ancak dosya, ölüm sebeplerine “zorlu doğal güç” yazılarak çözülmeden gizli bir şekilde rafa kaldırılmıştı.  İddiaya göre dağcılar o bölgede, ulusal güvenliği ilgilendiren ve görmemeleri gereken bir olaya şahit oldukları için Sovyetler Birliği'nin istihbarat ve gizli servisi olan KGB tarafından öldürülmüşlerdi. Yani ekip bölgede devletin gizli bir deneyine şahit olmuş ve bu sebepten ötürü öldürülmüştü. Hükümetin olayın üstünü örtme çabalarının olması ekibin gizli bir deneye şahit oldukları için öldürülmüş olabileceğini akla getiriyordu.

Sverdlovsk'ta Tatyana, grubun lideri olan abisi Igor'un cenaze törenine katılmadı. Ailesi, onun için çok travmatik olabileceğini düşünmüştü.

Tatyana "Sonrasında tabuttaki halinin fotoğrafını gördüm. Korkunçtu. Eski halinden eser yoktu" diyor ve ekliyor: "Annem onu sadece dişlerinin arasındaki boşluk sayesinde tanıyabilmiş. Saçı grileşmişti." Tatyana gençlerin ailelerinin, bu ölümlerin arkasında ordunun olduğuna inandığını da aktarıyor.

"Orada ne olduğunu söyleyebilmek zor. Ama ailelere 'Gerçeği asla öğrenemeyeceksiniz, bu yüzden soru sormayı bırakın' dediler. Ne yapabilirdik? Unutmayın, o günlerde çenenizi kapatmanız söylenirse susardınız."

Dağcılar o bölgede görmemeleri gereken bir uygulama veya deneye tanık olmuş olabilirler miydi? Rus Hükümeti bunu yalanlamasına rağmen olay gecesinin resimleri ve videoları paylaşılmamıştı.

Telefonun, GPRS ve diğer elektronik aletlerin etkisiz kaldığı bu dağda bulunan fotoğraf makineleri ve kameraların Ruslar tarafından rehin alınması ortada bir gariplik olduğunu açıkça belli ediyordu tabii ki. Fakat devletin sakladığı şey deney değil de uzaylılar ile ilgili olabilir miydi?

Uzaylı Teorisi

Olay yerinde bulunan metal parçası

Bazıları uzaylıları suçluyordu. Çünkü iddiaya göre vakanın gerçekleştiği zamanlarda gökyüzünde garip ışıklar görülmüştü. Olay yerinde bir de garip bir metal parçası bulunmuştu ve dağcılardan bazılarının kıyafetlerinde radyasyon izlerinin olması bu katliamı uzaylıların yapacağı şüphesini doğurmuştu.  Olay yerinde harici bir ayak izine rastlanmaması ve cesetlerde görülen tahribata rağmen yara izlerinin oluşmaması durumu uzaylılara ait bir teknoloji olabileceğini düşündürüyordu. Yani bulunan cesetlerde çok sayıda kırıklar olmasına rağmen, yapılan otopside herhangi bir darbe izine rastlanmamıştı. Mesela Rüstem Slobodin'in ilk otopsisinde, dudağının ve yüzünün sol yarısında şişlik olduğu tespit edilir. İç organlarında ise oldukça şiddetli bir darbeye bağlı zedelenmeler vardır. Slobodin, midesine kramp girmiş gibi kıvrılmıştır. Cesedin bulunduğu pozisyonu inceleyen araştırmacılar, Slobodin'in bir şeyle mücadele etmiş olabileceğini düşünürler. Ancak vücudunun dış yüzeyinde bu mücadeleye ve maruz kaldığı şiddetli darbeye dair bir iz bulunamaz. 

Yuri Krivonişenko'nun ise burnunun bir kısmı kesiktir. Bulunan cesetlerde göz, dil vb. kayıp organlar vardır. Cesetler üzerindeki organların kaybolmasıyla ilgili olan kesiklerin ise oldukça temiz bir şekilde yapılmış olmasına bir açıklama getirilememiştir. Bu bağlamda bu insanlara bu tahribatı veren şey insanüstü bir enerji olabilirdi. Çünkü yara ve darbe izi bırakmadan bu tahribatı yapabilecek şey hayvan veya insan değil ancak uzaylılar veya evrendeki başka kötü bir enerji olabilirdi. 

Ayrıca Yuri Krivonişenko'ya ait olduğu iddia edilen bu fotoğrafta hareketli ve ışıklar saçan bir nesne olduğu fark ediliyor. Fotoğrafın olaydan biraz önce çekilmiş olması muhtemel olabilir.

Travmatik Hipotermi Teorisi

1990 senesine gelindiğinde Rusya’nın yeniden yapılanması ile birlikte sır perdesi tekrar aralanmaya çalışılmış arşivden çıkarılan olay tekrardan araştırılmaya başlanmıştı. Fakat genç dağcıların yakınları aldıkları cevaplardan hiç tatmin olmamışlardı. Çünkü aldıkları cevap çok gülünçtü.  “travmatik hipotermi” 

Hipotermi genellikle soğuk havaya maruz kalma veya soğuk suya dalmadan kaynaklanır. Vücudun en hızlı kapasitede üretebildiği ısıdan çok daha hızlı şekilde ısı kaybedilmesi sonucunda vücut sıcaklığında ciddi şekilde azalma görülen ve acil şekilde müdahale edilmediği takdirde ölüme neden olabilen oldukça tehlikeli bir durumdur. Olayla ilgili en önemli bilgi kaynağı olan Yuri Yudin, arkadaşlarının ne kadar cesur olduklarını ve donarak ölecek kadar sıradan dağcılar olmadıklarını üstüne basa basa ifade etmiştir. Bazı bilim insanları, hipotermiden ölen kişilerde yanma hissinden dolayı “paradoksik soyunma” vakasına rastlandığını belirtip çıplak cesetleri buna bağladı. Bazı araştırmacılar, çığ düşmüş olabileceğini ve dağcıların çığdan kaçmak için o şekilde çadırı terk etmiş olabilecekleri tezini ortaya attı.  Fakat çığ fikri en uzak ihtimal görünüyordu çünkü bununla çelişen pek çok delil mevcuttu. Öncelikle kurtarma ekibi olayın gerçekleştiği yerde bir çığa dair hiçbir kanıt bulamamıştı ve yamacın açısı sıradan bir çığ için yeterince dik değildi. 

İnsanların gözünün dilinin kopmasının hipotermi ve çığla ne alakası var diye sormak isterseniz sormayın çünkü kendileri de bilmiyor.

Mansi Halkı

Mansi Köyü

Ölümlerden hemen sonra gözler bölgede yaşayan Mansi halkına çevrilmişti. Dağcıların bölgede yaşayan yerel Mansi halklarının saldırısına uğramış olabilecekleri iddia edildi. Rusya'da yaşayan 45 yerli halktan biri olan Mansiler, yüzlerce yıl boyunca avlanarak, balık tutarak ve rengeyiği çobanlığı yaparak hayatta kalmıştı. Konu ile ilgili 2015'te yayımlanan bir kitap, Mansi avcıların şaman ritüellerinde kullanılan sihirli mantarlardan yiyip halüsinatif etki altında olduklarını, öğrencilerin kutsal Mansi topraklarına girdiklerini görünce çıldırmışçasına saldırdıklarını iddia ediyor.

Valeri Anyamov

Halkın içinden biri olan Valeri Anyamov bu tür teorilerin gerçeği yansıtmadığını belirterek o dönemde yaşanan olaylar ile ilgili şu sözleri söylemişti: “Sovyet savcıları biz Mansilerin onları öldürmüş olduğumuzu düşünmeye başladıktan sonra çevremizden çok sayıda kişi tutuklandı. Artık aramızda olmayan köylü bir kadın, gizli polisin kendilerine işkence ettiğini anlatıyordu. Doğru mudur bilmem ama haftalarca sorgulanmışlardı."

"Halkımızdan biri suç işlemiş olsaydı hepimizi cezaevine atarlardı, çünkü o zamanlar daha zalimdi devlet. O günlerde insanlar dava veya soruşturma bile olmadan ölüm mangası tarafından infaz ediliyordu. Uğursuz mekanlar veya negatif enerjili alanlar ise ana akım medya tarafından uydurulmuştu.''

Valeri'nin 80 yaşındaki annesi Sanka

Valeri'nin 80 yaşındaki annesi Sanka o dönemden bugüne hayatta kalmış az sayıda köylüden biriymiş. Sanka Şubat 1959'da bir akşam odun toplarken gökyüzünde sıra dışı bir şey gördüğünü hatırlıyor.

"Ormandan geri dönerken karşımızdaki köyü görmeye başlamıştım" diyor ve ekliyor: "O sırada gökyüzünde parlak, yanan bir nesne ortaya çıktı. Önü daha geniş, arkası dar ve bir kuyruğu vardı. Uçarken üstünden kıvılcımlar düşüyordu." Belki bir kuyrukluyıldızdı, fakat Sanka bunu gören köydeki yaşlıların bunun kötü şans getireceğini söylediğini hatırlıyor.

Olay ile ilgili birçok dilde kitaplar yazıldı. Filmler ve belgeseller çekildi. Hatta bir de Polonya yapımı bir video oyunu yapıldı. Hemen hemen 75 farklı teori üretilen Şeytan Geçidi olarak da adlandırılan 'Dyatlov Geçidi' dosyası dönem dönem dünyanın dört bir yanından araştırmacılar tarafından açılsa da birçok sitede veya videoda erişim alabilmek için ''gizemi çözüldü'' gibi başlıklar atılsa da bugüne dek yapılmış tüm çalışmalar sonuçsuz kaldı. 

Olayın birinci tanığı olarak bilinen ekibini bileği burkulduktan sonra terk etmek zorunda kalan dağcı Yuri Yudin hayatı boyunca psikolojik destek almak zorunda da kaldığını belirterek arkadaşlarının ölümünden sonra bütün ömrü boyunca arkadaşlarını rüyasında gördüğü söyledi. 

Arkadaşlarına ne olduğunu öğrenemeden 27 Nisan 2013 tarihinde hayata gözlerini yuman Yuri'nin olayın ardından söylediği söz, Dyatlov Geçidi'nin ne denli gizemli olduğunu gösteren efsane bir söz olarak akıllarda kaldı.

“Hayatım boyunca Tanrı'ya bir soru sormak hakkım olsaydı, o’da “o gece arkadaşlarıma ne oldu?'' sorusu olurdu.” 

#2 OURANG MEDAN OLAYI

SS Ourag Medan Gemisi 

Endonezya'ya bağlı Sumatra açıklarında bulunan Malakka boğazı kötü bir geçmişe sahiptir. Yakınındaki kumsallarda ortaya çıkan gizemli cesetlere kayıp hazinelerden gizemli kayboluşlara kadar birçok kötü olaya ev sahipliği yapmıştır. Fakat 1947 yılına kadar böylesine feci ve gizemli bir olaya ev sahipliği yapmamıştı.

Takvim yaprakları 1947 yılını gösterirken Endonezya’nın Sumatra açıklarında, Malakka Boğazı üzerinde seyretmekte olan Hollanda bandıralı bir gemi olan SS Ourang Medan tarafından Malakka Boğazı civarında seyir halinde olan gemilere SOS mesajı gelmeye başlamıştı. İki parça halindeki mesaj, Mors alfabesi ile oluşturulmuştu. 

Gelen mesajın ilk parçası deşifre edilmişti mesajın içeriği geminin son durumu ile ilgili tüyler ürpertici bilgiler içeriyordu. Mesaj şuydu: 'Tüm mürettebat, kaptan dahil, hepsi ölmüş. Kaptan köşkünde ve güvertede yatıyorlar. Muhtemelen gemideki herkes öldü… Ben... ölüyorum.' 

Mesajın geri kalan kısmı, deşifre edilemeyecek bir haldeydi; anlamsız noktalar ve çizgilerden oluşuyordu.

Mesajı çözen Amerika bandıralı gemi ''Silver Star'' olayı araştırarak, mesajı önce kendi gemilerindeki İngiliz ve Hollandalı mürettebata dinleterek geminin koordinatlarını tespit etmeye çalışmışlar.

Geminin SS Ourang Medan olduğu anlaşılınca, Silver Star’ın kaptanı hemen rotasını gemiye doğru çevirdi. Dışarıdan bakıldığında gemide hiçbir hayat belirtisi yoktu, adeta bir hayalet gemiyi andırıyordu. Silver Star’ın kaptanı mürettebatıyla birlikte gemidekileri kurtarmak için SS Ourang Medan’a çıktı. Ama Gemide kurtarılabilecek hiçbir canlı yoktu. Çünkü gemide yaşayan tek bir canlı dahi kalmamıştı. Gelen mesaj doğruydu. Gördükleri manzara karşısında şok olmuşlardı. Çünkü gemide bulunan cesetler çok korkunçtu. Yüzlerindeki dehşet ifadeleri, korku dolu gözleri ve sanki birinden korunmak istermiş gibi ileriye doğru uzanan kollarıyla kaskatı kesilmiş birer heykel gibiydiler. Gemideki herkes acı ve korku içinde hayatını kaybetmişti. Gözleri ve ağızları korkudan sonuna kadar açılmıştı. Geminin terrier cinsi köpeğinin bile korkudan çenesi kilitlenmişti. Cesetlerin hiçbirinde tıpkı Dyatlov Geçidi olayındaki gibi herhangi bir darp izi veya hastalık belirtisi görünmüyordu. Silver Star'ın arama ekibi, geminin kaptanın cesedini kaptan köşkünde buldu. SOS sinyalini gönderen mürettebat ise sinyal odasında bulundu. Mesajı Silver Star'a gönderdikten sonra bir eli hala ekipmanların üzerindeyken can vermişti. 

Yüzleri korku içeren cesetler

Kurtarma ekibi, gemideki ölümlerin neden kaynaklandığının bulunabilmesi için SS Ourang Medan’ı limana çekmeye karar vermiş ve gemiyi Silver Star'a bağlayıp çekmeye başlamışlardı. Tam da bu esnada Ourang Medan'ın güvertesinin altından 14 numaralı kargo ambarından dumanlar yükselmeye başlamıştı. Bunu gören mürettebat aceleyle çekme halatlarını kesip kendileri zarar görmesin diye gemiyi serbest bırakmak zorunda kalmışlardı. Sadece birkaç saniye sonra Ourang Medan'da şiddetli bir patlama yaşandı bu patlama geminin gövdesini birçok parçaya ayırmış ve onu Hint Okyanusu'nun derinliklerine göndermişti. Bu olaylar 1952'de birleşik devletlere Sahil Güvenliği tarafından açıklanmış ve gün yüzüne çıkmıştı. Olayın gündeme gelişiyle birlikte komplo teorileri ardı ardına gelmeye başlamıştı. O günden bugüne çözülemeyen olay için birçok teori hala ortaya atılmakta. 

Bir teoriye göre Ourang Medan gemisi gizli bir deneyin parçasıymış. İddiaya göre Çin-Japon Savaşı ve II. Dünya Savaşı sırasında Japon bilim insanlarının 731. Birim olarak bilinen biyolojik ve kimyasal savaş biriminin yürüttüğü deneylerle SS Ourang Medan arasında bir bağlantı varmış. Bu birimin Ourang Medan ile bağlantılı olduğu ve bu gemiyi kaçırdığı iddia edildi.

Bazılarına göre ise geminin doğaüstü veya paranormal güçler tarafından saldırıya uğramış olabilirdi. Hatta uzaylıların gemi mürettebatını hipnoz yoluyla öldürdüğü bile iddia edilmişti.

Son olarak Ourang Medan'ın ünlü kayıp Malezya uçağı ile bağlantısı olduğu iddiası da var. 

Bildiğiniz üzere Malezya Havayolları’na ait 370 sefer sayılı uçak, 2014 yılında 227 yolcusu ve 8 kişilik mürettebatıyla birlikte ortadan kaybolmuştu. Kuala Lumpur’dan havalanan uçak, Pekin’e doğru yol almaktaydı. Arama çalışmaları uzun bir süre devam etmiş, uçağa ait parçaların bulunduğu iddia edilse de bu olayda bir sonuca bağlanmamıştı. Tam olarak 2014 yılında Malezya Havayolları'na ait 370 sefer sayılı uçuşun olduğu nokta ile yıllar önce geminin SOS sinyalini yaptığı nokta aynı bölgedeydi.

Bu teoriler bir yana dursun 43 dereceyi gören hava sıcaklığında geminin içinin buz gibi olması gibi birbirinden ilginç noktalar uzmanlar tarafından halen açıklanamamıştır. 

#3 KAYIP MALEZYA UÇAĞI

Oceanic Flight 815 deyince aklınıza ne geliyor? 22 eylül 2004 tarihinde Sydney - Los Angeles uçuşunu yapmak için havalanan efsane Lost dizisinin uçağından bahsediyorum. 

Peki Boeing 777 deyince aklınıza ne geliyor? MH370 sefer sayılı Malezya uçağı geliyorsa olay hakkında az çok bilgi sahibisiniz demektir. Bu iki uçağın da ortak noktası kayıp olmalarıydı.

Boeing 777-200ER olan MH370 sefer uçağı

 Modeli Boeing 777-200ER olan MH370 sefer sayılı yolcu uçağı, Malezya Havayolları'nın her gün Pekin’e düzenlenen iki seferinden birini yapıyordu. Malezya Havayolları’nın 370 sefer sayılı uçuşunun, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’dan Çin’in başkenti Pekin’e yapılması planlanıyordu.

Uçuş süresi 5 saat 24 dakika olarak planlanmıştı.  Uçak 11 yaşındaydı ve daha önce hiç arızalanmamıştı. 8 Mart 2014 tarihine kadar uçak için her şey sıradandı. Bu tarih geldiğinde uçak ortadan kaybolarak sırra kadem bastı ve havacılık tarihinin en büyük gizemlerinden biri olarak tarihe geçti. Yani uçak Pekin’e varamadan kaybolmuştu. Uçuş, Tayland Körfezi’nde planlanan seyrinde devam ederken garip şeyler olmaya başladı.  Son konuşmanın üzerinden 3 dakika geçtiğinde MH370 sefer sayılı uçak hem Malezya hem Vietnam’daki tüm radar ekranlarından birdenbire kayboldu. 

Uçak mürettebatı, Malezya vatandaşı olan 2 pilot ve 10 kabin memurundan oluşuyordu. Kaptan pilot, Malezya Havayolları'nın 1981 yılından beri personeli olan 53 yaşındaki Zahir Ahmad Shah; yardımcı pilot ise şirkette 7 yıldır çalışan 27 yaşındaki Fariq Abdul Hamid’di. Uçağın 153 Çinli, 50 Malezyalı, 7 Endonezyalı, 6 Avusturyalı, 5 Hintli, 4 Fransız, 3 Amerikalı, 2 Ukraynalı, 2 İranlı, 2 Yeni Zelandalı, 2 Kanadalı, 1 Tayvanlı, 1 Hollandalı ve 1 Rus olmak üzere 227 yolcusu vardı. Mürettebatın esir alınması, uçağın kaçırılması gibi bazı teoriler ortaya atıldı.

Uçağın kesin olarak bilinen son konumu, ordu radarının menzilinin tarayabildiği en uç noktadaydı. Malezya hükümeti, uçakla iletişimin tamamen kesildiğini bildirince dünyanın en pahalı uçak arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Arama ekipleri öncelikle doğal olarak uçağın kaybolduğu bölgeye yoğunlaşmış birkaç gün boyunca Malakka Boğazı, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi uluslararası hava araçları ve gemiler tarafından ayrıntılı olarak taranmıştı. Fakat uçakla ilgili hiçbir ize rastlanamadı. Halbuki arama çalışmaları sırasında MH370 sefer sayılı uçak, başka bir yerde uçmaya devam ediyordu. Çünkü uçak, hava kontrolörlerinin radarlarından tamamen çıkmış olsa da uzaydaki uydulara otomatik olarak sinyal göndermeye devam ediyordu. Sinyalden gelen hesaplamalarla birlikte Güney Hint Okyanusu’nda muhtemel bir kaza alanı belirlendi. Fakat buna rağmen hiçbir şey bulunamadı. 29 Temmuz 2015 tarihinde Madagaskar’ın doğusundaki küçük bir adada sahili temizleyen bir grup insan, 2 metre boyunda midyelerle kaplı bir nesne buldu. Parçanın üzerinde bulunan tarih ve seri numaraları incelendiğinde bunun MH370 sefer sayılı uçağa ait olduğu doğrulandı. Bunun üzerine motor kapağı ve koltuk arkası ekranına ait çerçeve gibi 31 parça daha bulundu.  227 yolcu ve 12 mürettebatı taşıyan uçak çok sayıda ülke tarafından yapılan havacılık tarihinin en pahalı arama çalışmalarına rağmen 9 yıldır bulunamadı.

Ardında birçok teori bıraktı. İddialara göre, MH370 bir kara deliğin içinde kaybolmuştu veya uzaylılar tarafından kaçırılmıştı. ForbiddenKnowledgeTV.com sitesinde yazan bir yazar, kaybolan Malezya uçağıyla ilgili sıra dışı bilgilerin uçağın bir UFO tarafından ele geçirilmiş olabileceğine işaret ettiğini öne sürdü.

Sosyal medya platformlarında bazı kişiler uçağın Karayipler'deki Bermuda Şeytan Üçgeni olarak bilinen bölgeye benzer bir bölgeden geçerken kaybolduğunu ileri sürdü. Bilindiği üzere Bermuda Şeytan Üçgeni'nde tarihte çok sayıda uçak ve gemi esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu.

Hatta bir kişi Twitter hesabından yeni Bermuda Şeytan Üçgeni diye batısı kuzey Malezya, doğusu Endonezya'nın Riau Adaları ve kuzeyde de Vietnam'ın Con Dao adası arasındaki bölgenin haritasını yayınladı.

Başka bir iddiaya göre ise 1 Eylül tarzı başka bir saldırıda kullanılmak üzere ele geçirilmişti. Uçakta oksijen eksikliğine neden olan bir yangın veya kaza olabileceği de olasılıklardan biri olarak gösterildi.

Hatta uçağın teknolojiden uzak gizemli bir kabilenin yaşadığı Sentinel Adası'na düştüğünü bile iddia ettiler. Böyle bir şey gerçekleşmişse Lost dizisi gerçekten de yaşanmış olabilirdi.

Bu arada Sentinel kabilesi ile ilgili yazımızı da buradan okuyabilirsiniz.

Başka bir iddiaya göre ise uçak içindeki yolcuları ile birlikte bir dizi deneyin kurbanı oldu. Yani uçaktakiler bayıltılarak gizli bir yere götürüldü ve ardından birtakım insanların deney malzemesi oldular. Bu normalde çok uçuk bir teori olsa da 9 yıldır kayıp olan bir uçak için hiç de uçuk gelmiyor kulağa. Dünyada her yıl binlerce insanın ortadan kaybolduğunu biliyoruz. Squid Game gibi yapımları düşünen zihniyetlerin insanlar üzerinde bir takım deneysel eylemleri yapamayacağını söyleyemeyiz. Biz yine de doğrusunu Allah bilir diyelim tabi. Bu arada uçak bir intiharın kurbanı da olabilirmiş.

MH370 ortadan kaybolduğunda ortaya atılan en büyük teori de pilotun canına kıymaya meyilli olduğu ve uçağı da kasıtlı olarak denize düşürdüğü iddiasıydı. 

Kayıp Malezya uçağının pilotu Zaharie Ahmad Shah

Pilot Zaharie Ahmad Shah’ın evliliğinin zor bir süreçten geçtiği, evinde de bir simülatörle hazırlanmış Hint Okyanusu'nun güneyini kapsayan uçuş planları bulunduğu ileri sürüldü. Fakat araştırmacılar, bunun 16 yıllık örnek bir sicile sahip olan Zaharie’nin uçağı bilerek düşürdüğüne kanıt olamayacağı sonucuna vardı ve akıl sağlığı sorunlarına dair de herhangi bir kanıt bulunamadı. Zaharie’nin arkadaşları ve akrabaları, verdikleri röportajda, pilot Zaharie’nin bir karalama kampanyasının hedefinde olduğunu ve en ufak bir ölümcül niyetinin olmayacağını belirtiyorlar. 

Pilotla kule arasındaki uçuşun ilk 42 dakikasında yaşanan konuşmaların kaydının ham haliyle hiç yayınlanmamasına ve Japonya’da bulunan ABD Yedinci Filosu’nun kayıtlarının da rutin uygulamanın aksine bir ay boyunca kamuoyuyla paylaşılmaması diğer gizemli olaylarda olduğu gibi hükümetler tarafından bir şeylerin saklandığını gösteriyordu.

Malezya uçağı havacılık ve dünya tarihinin en büyük gizemi olarak kalacak ve bence akıbeti asla bilinmeyecek. Düşünsenize yolculuk için bir uçağa biniyorsunuz ve bu yolculuğun tarihin en gizemli yolculuğu olacağından haberiniz yok. Kendimi yolcuların yerine koyduğumda tüylerim ürperiyor.

En çok da onların akıbetlerini merak ediyorum. Acaba nasıl bir projenin içinde buldular kendilerini?

Bir Cevap Yazın

*E-Posta adresiniz gösterilmez.

Oturum Aç

Şifremi Unuttum

İçeriği Şikayet Et